Geçmişten Günümüze Anadolu’nun İşgali ve Asli Sahibi Olan Alevi Halklara Yönelik Soykırım ve Asimilasyon Faaliyetleri

Geçmişten günümüze Anadolu’nun İşgali ve asli sahibi olan Alevi Halklara yönelik Soykırım ve Asimilasyon Faaliyetleri
Kemal SOYER-Y.Mimar

Anadolu’nun bağrından doğan Fırat ve  Dicle Suları  DUMU.LU.ULU.LU denilen  kadim halka ve yarattığı Alevi kökenli Sümer-Lulubi, Hatti,Hitit Hurri ve Turukku adlı  güneş uygarlıklarına hayat verdi. Sami denilen çöl  halkları dalga dalga gelen kum fırtınaları gibi bu uygarlıkların üstünü örttü. Kültür ve inançlarını Musevi, Hiristiyan ve Islam  dinleriyle kararttı.Her yeni gelen kavim, Anadolu halklarının tanrılarını,halk adlarını kendine mal etti.İ.Ö.1200’lerde Hitit  İmparatorluğunun yıkılmasının ardından Balkanlardan gelen  Becnavi ve Bohti toplulukları zaman içinde Kürt, Çöllerden gelen Arap halkları  da Ekrat adıyla kamufle oldular.Orta Asyalı’lar Moğol, Selçuklu ve Osmanlı adıyla gelip Anadolu’da Türk oldular. Hellenler, Sümerin SUSU (Sazon), Hurrilerin Teşup dedikleri Bektaşi Baba’yı ZEUS’a çevirdiler. Romalılar, Tarhun’u Tarkon’a ,Güneş Boğa Tilla’yı Jupiter Dolükhenüs’e (Dülük Baba) çevirdiler. Mustafa Kemal ile Jöntürkçüler Tanrı Taru Ga’yı Orta Asyalı Türk ve Oğuz Kağan yaptılar. Simdi sıra Kürtlerde.Anadolu Alevi Uygarlıklarını Kürt Uygarlığı adıyla ifade etmeye hazırlanıyorlar. Ancak, çağımız bilgi, hızlı iletişim ve aydınlanma çağı, asimilasyon treni çoktan kaçtı. Çünkü;Alevi, Ezidi , Türkmen ve Nusayri gibi yerli halklar bu topraklardaki tarihi köklerine ulaştılar.Ali’nin Sırrı’nı da çözdüler . Kültürel Asimilasyonlara, inkara, imhaya, hayır diyorlar. Anadolu ve tabii uzantısı  Mezopotamya’nın kadim uygarlıklarının ürünü olan Evrensel Alevi Kimliği ve Kültüründe  buluşalım, birlikte aydınlanıp, Tanrılar Yurdu Anadolu’nun kadimden Komün-ü Ali nitelikli  yaşam  düzenini yeniden  kuralım diyorlar.

“Halklar,ana diller, kültür ve inançlar üzerinde yeşerdikleri ana vatanları olmaksızın özgürce yaşayıp gelişemezler.Dersim Elleri, Dicle ve Fırat kaynakları  Sümer, Hatti Lulubi, Hurri ve Hititlerin torunları olan Alevi-Dımıli-Lulu veya Zaza Halkın ana vatanıdır.Bu topraklar Erzurum Dumlu Baba ve Ağrı Ali Dağı’ndan doğan  Kal Fırat ,Hazar Gölü ve Hazar Baba’dan doğan Dicle arası toprakların Sümerce Kİ.ENGUR adı ile bu suların kaynaklarına heykelleri dikilen Hızır veya Bin Ali’den kaynaklı Serçeşme Hünkarın Yurdu’dur.Bu nedenle Alevi-Zaza Halk kimliği inkar edilip,Siyasal İslamcı Jön Türk ve Jön Kürt adıyla örtülmektedir.Alevi-Zaza halklar; ana dilinizi,  ata inancınızı ve bu değerlerin yeşerdiği ana vatanınızı kaybederseniz insanlık alemi bir daha sizden,tarihi ve kültürel varlığınızdan söz etmeyecektir”

Üç kıt’anın ortasındaki jeopolitik konumu,kültürlerin belleği niteliğindeki tarihi mirası,zengin flora ve faunası,su ve maden kaynaklarıyla tarih boyunca çöl ve bozkır halklarının işgal hedefinde kalan Anadolu toprakları, İ.Ö.1200 civarında Hitit Devletini yıkan güçlerden sonra en büyük işgal, yıkım ve katliamları semavi addedilen fetihçi -işgalci dini süreçlerde yaşamıştır. Alevi kökenli Sümer, Hatti- Hitit, Hurri ve Luviler dönemlerinde sürdürülen binlerce yıllık mücadele sürecinde çöl kavimlerince ele geçirilemeyen Serçeşme Ali’nin yurdu siyasi temelde  Tevratla  geliştirilen  “tanrıdan vaat edilmiş kutsal toprak” söylemi ve dinleri tebliğ etme kılıfı altına gizlenen işgallerle ele geçirilmiş, kültürel ve doğal mirası yağmalanmış,yerli halkın kadim kimliği ve kültürel belleği yok edilmeye çalışılmıştır.

İşte delili:

Tevtrat Tekvin Bab 15:”Rab Abramla aht edip dedi.Mısır ırmağından büyük ırmağa,Fırat ırmağına kadar bu diyarı ,kennileri, Kennizileri ve Kadmonileri ve Hittileri (Hititler) …….senin zürriyetine verdim. (Buradaki Rab kral, Abram ise İbrahim peygamber adına sırlanan ezoterik kişidir.Dolayısıyla Anadolu topraklarını Yahudilere vaad eden kişi Yahudi Kralıdır.)

Tevrat Çıkış Bap-13:” Ve Musa dedi Mısırdan esirlik evinden çıktığınız bu günü hatırlayın…ve vaki olacak ki;Rab Kenanlı ve Hitti ve Amori ve Hivi ve Yebusilerin diyarına, sana vermeyi atalarına and etmiş olduğu süt ve bal akan diyara seni getirdiği zaman…

Bal ve süt akan diyar Anadolu’dur.Fırat’ın Hititçe bal anlamına gelen adı Mala, Diclenin Hitit-Hurrice süt-yağ anlamına gelen adı  Arinna  ve Arunzah’dır.İki ırmak arasında  yaşayan “yedi kızılbaş” ile “Yetmişiki-Yetmişüç Millet” lakaplı Hatti-Hurrilerle birlikte bu diyar Sümerce Tanrı ANU’nun Cenneti anlamına gelen Buranum ve Subaru adıyla  dünyevi Cennettir.

Semavi dinler eşliğinde küresel güçlerin işgaline giren bu toprağın Alevi insanı, Hellen,Roma ve Bizans’ın yaşattığı mezalimlerin ardından Selçuklu döneminde Frenk, Kürt, Arap ve Gürcü güçlerin destekledikleri Malya Ovasındaki Alevi katliamını,Osmanlı döneminde Katil  Yavuz, İdris-i Bitlisi ve Palu’lu Cemşit gibi özüne düşman haline katillerin yönettiği Alevi Soykırımını yaşamıştır. Çaldıran Savaşının ardından Doğu Anadolu, Halep ve Bağdat arasında yaşayan Anadolu Alevileri ile Türkmenler Bıyıklı Mehmet Paşa ve Kuyucu Murat gibi Osmanlı-Kürt Derebeylerinin üç yüz yıl süren katliam ve sürgünlerine maruz kalmış, sonuçta Osmanlı’ya taşeronluk yapma karşılığında Türkmen-Alevileri katlederek  topraklarını ele geçiren  ve bölgede Kürt adıyla kamufle olan Bacnavi ve Boht toplulukları bölge tarihinin akışını değiştirmiş, Anadolu-Mezopotamya uygar halklarının geleceklerini karartmış, günümüzde kendilerinin de yaşadıkları dramın temellerini atmışlardır. Osmanlı Devleti, Selçuklulara ve ardından  kendisine de biat etmeyen Alevilerden kurtulmak için İdris-i Bitlisi ve Palu’lu Cemşit’le işbirliği yapmış, Yavuz Döneminde  geniş kapsamlı İslamlaştırma, soykırım ve asimilasyon programları uygulamış, bu süreçte Kürt derebeylerinin kontrolüne giren Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaşayan Hititli Zaza ve Alevilere Kürt-İslam kimliği dayatılmıştır. Osmanlı Sultanlarının talebiyle hazırlanan Şerefname adlı eserde bir kısım Zaza ve Alevi aşiretleri kasten Kürt olarak gösterilirken, Cumhuriyetin Jöntürkleştirme Projesiyle de Osmanlı-Kürt mezaliminden  kurtulan Aleviler “Eti Türkleri” adıyla asimilasyon kapsamına alınmış, ardından Koçkiri, Dersim Alevi Katliamları yaşanmıştır. Evrensel ölçekte kültürel değerler oluşturup taşıyan Alevi-Bektaşi halkın kültürel belleğini alt edemeyen ırkçı-Siyasal İslamcı çöl ve bozkır aklı,Dersim’in ardından Sivas, Maraş, Çorum,Gazi ve Gezi katliamlarıyla menfur emellerini günümüze dek sürdürmüştür.

Osmanlı’yı yıkan küresel güçler Anadolu ve Mezopotamya’yı kendileri için ebedi bir yurt ve sömürge haline getirerek Avrupa’dan Hindistan’a uzanan topraklara hakim olmak amacıyla 1789 Fransız Devrimi ardından “Hint Avrupa Projesini ”tasarlamış, bu amaçla “Avrupa Birliği-Avrasya ve BOP” gibi uzun vadeli kültürel, ekonomik ve siyasi işbirliği projelerini hazırlayıp uygulamaya koymuştur.Osmanlının İşgali aşamasında Alevi,Türkmen,Kürt gibi yerel halkların kendi vatanlarını,geçmişlerini, toplumsal yaşam kaynaklarına sahiplenmesini engellemek amacıyla her birine ayrı ayrı düzmece siyasal tarih,kültürel köken ve kendilerine  ait olmayan topraklara konu ata ve ana vatan senaryoları hazırlanmıştır.

18-19.YY da hazırlanan söz konusu senaryolar kapsamında;

Osmanlıyı farklı ulus tasarımlarıyla kendi içinden çökertmek için devlet kurma vaadiyle İttihat ve Terakki Partisi,Ermeni Taşnak Partisi ve Kürt Teali Cemiyeti gibi örgütler oluşturulmuş, Anadolu’nun asli sahipleri olmaları nedeniyle Aleviler bu senaryoda vatanları işgal edilecek taraf olarak bırakılmış,

Petrol kaynaklarına koruculuk yapmaları için Ermenilere Büyük Ermenistan, Kürtlere Kürdistan Devleti vaat edilmiş, ancak, Çarlık Rusyasının Ermenileri yanına alarak Diyarbakır’a inmesiyle işgalci güçlerin planını bozan Ermeniler Kürt kökenli Hamidiye Alaylarınca sürgün ve katliama uğratılmış, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan göçertilen Ermeni topraklarına önce Karadenizden getirilen  halkın,  sonrasında  Kürtlerin yerleşmesiyle de Kürdistan Projesi rafa kaldırılmıştır.

Osmanlı Devletinin tümüyle işgal edilmiş olmasına rağmen, Çarlık Rusyası’nın Mezopotamya’ya inmesini engellemek ve bölgedeki petrol, maden vb. enerji kaynaklarını sömürmek amacıyla; Anadolu ve Mezopotamya’nın kadim kültür ve uygarlık birikimiyle ekonomik kaynaklarını sahiplenmeyen, Ortadoğu petrolleri ile batının bölgedeki diğer ekonomik menfaatlerini güvenceye alan, Anadolu topraklarının asli sahipleri olan Alevilerle Kürtler gibi yerli halkları ırkçı-Siyasal İslamcı kültür ve inançlarla asimile eden,onların askeri, ekonomik ve siyasal güç oluşturmalarını engelleyen,Rusya’ya karşı tampon,batıya karşı gönüllü sömürge olabilecek nitelikte,militarist kadrolarca yönetilecek Jöntürkçü bir devletin kuruluşuna yönelik senaryolar düzenlenerek hayata geçirilmiştir.

Jöntürkçü kadrolarca ;
Baha Sait , Yusuf Ziya Yörükan ve Naşit Uluğ  gibi Alevi Dedesi kılığına sokulmuş Eski Karakol Cemiyeti (MİT)üyeleri aracılığıyla yapılan araştırmalar sonucunda Anadolu halkının asli unsurunun Sümer, Hatti , Hitit ve Hurrilerin bakiyesi olan Aleviler olduğu anlaşılmış, bunun üzerine Anadolu-Mezopotamya Uygarlıklarını yaratan Hatti, Hitit ve Sümer kökenli Alevi halklar ile Kürtler bir bütün olarak 1071 de Anadolu’ya gelen Orta Asyalı Türk Halkı olarak ilan edilmiştir. Anadolu Fırtına Tanrısı’nın Tarhu adı Türk’e dönüştürmüş, Alevi Hititlere de “Eti Türkleri” lakabı verilerek Anadolu Alevileri Jöntürkçü-İslamcı asimilasyon programlarına tabi tutulmuştur.Alevi halkın Anadolu topraklarından kaynaklı siyasi,ekonomik ve kültürel varlığının çökertilmesi amacıyla başta Hacı Bektaş-ı Veli Dergahı olmak üzere yurt genelindeki Alevi örgütlülüğü tasfiye edilmiş, dergahları kapatılıp yağmalanmış, tarihi belgeleri imha edilmiştir.

Mustafa Kemal’in 1929 yılı Kastamonu konuşmasında belirttiği “Efendiler ölülerden medet ummak, medeni bir cemiyet için, şindir (lekedir)sözüyle; Sümerlerden beri Ezel Ali adıyla anılan Anadolu Gök Tanrısı veya Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli  meczup bir ölü,

Ölümlü kişiler  ise  diri ilan edilerek siyasal doğmalar devlet dini haline getirilmiş,

Alevilerin kadim vatanları Anadolu-Mezopotamya topraklarıyla kültür ve uygarlık birikimlerine sahip çıkmaması için Ezel Ali”den kaynaklı evrensel Alevilik, adeta tanrılaştırılan  Ali’den kaynaklı  İslamik bir mezhep olarak tanımlanmıştır.

Anadolu’nun Jön Türkleştirilmesi için Hatti-Hitit,Hurri ve Sümerlerin bakiyesi olan Alevi halkların sığındıkları son kale olan Dersim’de  Alevi Soykırımı uygulanmış, Tunceli Kanunu vb. İskan kanunlarıyla Alevilere -Kürtlere her yerleşmede %5 iskan şartı ve dolaylı  olarak %10’luk seçim barajı getirilmiştir.

Yerel halkların kadim kimlikleri,tarih ve inançlarının karartılması kapsamında Anadolu’nun Türkmen, Yörük ve Kızılbaşları bir bütün olarak Orta Asyalı Türk, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ da yaşayan Sümer, Hatti-Hitit bakiyesi Alevi-Zaza gibi halkların tümü etnik temelde “Kürt”veya “Ekrat” olarak tanımlanmıştır.Türkiye halkının tamamının Orta Asya’dan Anadolu’ya 1071’de geldiği iddia edilip, Alevi-Zaza-Kürt , Türkmen gibi yerel halkların Sümer-Hatti-Hitit gibi kadim uygarlıklarla bağları koparılarak Anadolu uygarlıkları yeşerdiği topraklarla bir bütün olarak Hint-Avrupa Kültür Mirası ve Avrasya toprağı algısına oturtulmuş, Türkiye’den Avrupa’ya göçertilen işçi-emekçi kitleler ile Avrupa’da doğan genç kuşaklarına “Büyük Avrupa” fikri ve “vatansız yurttaşlık” duygusu aşılanarak art planda “Hint Avrupa Projesi” benimsetilmiş, kültürel ve ekonomik işgalin tamamlanması amacıyla öncelikle gümrük birliğine sokulan Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği askıya alınmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’ne hakim olan siyasal İslamcı-militarist kadroların uygulamalarıyla Anadolu Alevi Halkı paydasında Siyasal İslamın bulunduğu Türk-Kürt ve Alevi İslam kimlikleriyle yapılanmaya zorlanmış, Alevi köylerine zorla cami yapılmış,okullarda Alevi gençliğine İslam dini dayatılmış,Sivas Banaz’da yapılan heykelin ardından İslam öncesi Anadolu Aleviliğini canlandıran Pir Sultan Hareketinin durdurulması amacıyla 2 Temmuz 1993’te Alevi aydınları yakılmış, Sivas, Çorum ve Maraş katliamlarından sonra kurulan CEM VAKFI vb. Alevi İslamcı dernek ve vakıflar aracılığıyla İslamcı asimilasyon faaliyetleri sürdürülmüştür.

Alevilerin -Zazaların Sümer, Hatti, Hitit ve Hurri halklarının devamı olduğunu inkar eden, onların DERSIM-Dicle-Fırat kaynakları ile atalarına ait kadim Anadolu-Mezopotamya uygarlıklarına sahiplenmelerini engellemeye yönelik ABD-AB ve TC.nin ortak politikalarına paralel olarak Kürt Hareketi de;

Katil Yavuz’la ortaklaşa gerçekleştirilen Alevi-Türkmen katliamlarıyla elde edip, Cumhuriyetin kuruluşuyla kaybettiği dere beylik erkini geri kazanmak amacıyla devletle siyasal İslam temelinde siyasi, askeri ve ekonomik alanlarda tam ortaklaşma mücadelesine girerek ,Türklerin Misak-ı Milli tezinde ortaklaşmış,

Çaldıran Savaşıyla başlayıp Dersim Katliamıyla doruğa ulaşan Anadolu’nun  en temel sorunu olan “Alevi Halk Sorununu”, “Kürt ve Alevi İslam”adıyla, DERSİM EYALETİ adıyla bilinen Alevi-Zaza Coğrafyasını da Kurdistan adıyla örtmeye başlamış,

Doğu-Güneydoğu Anadolu’da Siyasal İslamı canlandırmak için yerel halkları İslamın bayrağı altında toplanmaya çağırmış, AKP’den aldığı bin kişilik melle kadrosuyla”Din Adamları Derneği”adıyla gizlenen Kürt Diyanetini kurmuştur.  

1789 Fransız Devriminin ardından olgunlaştırılan “Hint-Avrupa” senaryosunun “Avrupa Birliği” nden sonraki ikinci büyük ayağı olan BOP’un hayata geçirilmesi için küresel güçler Irak ve Afganistan’ı işgal etmiş,İran’ı işgale hazırlamak için uzun süreli ekonomik ambargo uygulayıp, nükleer programını takibe almıştır. Küresel güçler yerel örgütleri aracılığıyla sorun oluşturup kullanarak Türk, Kürt, Şii, Türkmen, Alevi, Nusayri, Ezidi  ve Arap halkları bölgesel bir savaşın içine sokmuş, İslam coğrafyasını sözde islamik argümanları kullanan çetelerle işgale başlamıştır. Ortadoğudaki birçok ülkede “Eşbaşkanlık“ statüsünde taşeron yönetimler oluşturulmuş, ardından karmaşık yapıda onlarca katliam çetesi ve silahlı örgütler kurulmuş, Arap Baharı adıyla Ortadoğu rejimleri çökertilmiştir. Petrol kaynaklarının korunması için küresel güçlere direnen Şii, Ezidi, Türkmen, Alevi ve Nusayri halklara yönelik hazırlanan sürgün ,etnik temizlik ve katliam senaryoları kapsamında IŞID eliyle Türkmenler, Ezidiler topraklarından sürülmüş, katliama uğratılmıştır. ABD eski başkanı Busch’un 1999 yılı İstanbul Ortaköy konuşmasında açıkladığı gibi, ülkemiz dahil 23 ülkenin demografik ve kültürel yapısının değiştirilmesi kapsamında Anadolu Aydınlanmasına karşı  siyasal İslamın güçlendirilmesi ve ülkenin gelecek süreçlerde de yeni terör örgütleriyle baskı altında tutularak parçalanması amacıyla Suriye’de  iç savaş çıkartılmış, çoğu Arap üç milyonu aşkın Suriyeli Türkiye’ye getirilmiş, yerli  halkların bu topraklardaki tarihleriyle semavi dinlerin kadim Anadolu-Mezopotamya inançlarıyla ilişkisini belgeleyen eserlerin bulunduğu müzeler soyulmuş, tarihi anıtlar yok edilmiştir.

Yukarıda özetle sunulan tarihi olay ve olgular; Anadolu-Mezopotamya-Suriye topraklarının asli sahipleri olan halkların üç bin yıldan beri sonradan doğma semavi addedilen dinler eşliğinde gelişen küresel güçlerin işgal,katliam ve soykırımlarının hedefinde olduklarını, Tevrat’la ortaya atılan “Vaad edilmiş kutsal toprakların (Anadolu-İran-Irak-Suriye) ele geçirilmesi kapsamında” güncel tutulan  bu hedefin Ortadoğuyu işgale devam eden yabancı güçler ile yerel taşeronları açısından gelecek süreçlerde de değişmeyeceğini göstermiştir.Bu nedenle günümüz Anadolu-Mezopotamya halklarının emperyalistlerin yürürlükteki siyasi tasarımlarını reddederek, etno kültürel çeşitlilik içinde birlikte yaşam şiarıyla öncelikle paydasında Siyasal İslamın ve ırkçılığın bulunmadığı,yabancı güçlere taşeronluk yapma riski taşımayan anti-emperyalist demokrat Alevi, Türkmen, Şii, Nusayri, Ezidi ve Zerdüşti gibi kadim kültürlere dayalı örgütlenmelerin  içinde yer alarak emperyalizme karşı ortak bir savunma bloğu oluşturmaları, zaman içinde yerel halkların kadim kimlik ve inançlarıyla bir arada özgürce yaşayabilecekleri “Tanrı Yurdu”olan kadim“Hatti Ülkesini”  yeniden inşa etmeleri gerektiğini tarihi ve deneyimsel bir gerçeklik olarak ortaya koymuştur. Zira;bin yıllar boyunca büyük uygarlıklara sahne olan“Anadolu-Mezopotamya ve Kuzey Suriye toprakları otokton halklar için bölünemez nitelikteki kadim ana vatandır” Bu topraklar üzerinde yaşayan günümüzün halkları kadim kültür ve inançlarıyla biri birilerinden kopmayacak insani, kültürel ve tarihi bağlara sahiptir.Bu nedenle çağımızın küresel güçlerine karşı tarihi ve kültürel varlıklarını ancak bu köklerin yeşerdiği Anadolu-Mezopotamya’da “Ortak ana vatan,Evrensel kültür, Ortak egemenlik,Eşit yurttaşlık ve Ortak yönetim”ilkeleri temelinde sürdürebilirler.Türkiye’deki Türk-İslamcı tekçi siyasi konsepte karşıt olarak Kürt ve Alevi Halklarca verilen özgürlük mücadelesi örneğinde olduğu gibi, kadim halklardan herhangi birinin diğerleri üzerinde hakimiyet kuracağı yeni devlet tasarımları da benzer olay ve olgularla sonsuza dek savaşan toplum modeline eklemlenecek yeni halkalar üretecektir.

Siyasal İslamın Hıristiyanlığa karşı bir savunma duvarı işlevi gördüğü iddia edilse de,aynı kaynaktan doğan semavi dinlere dayalı siyaset, küresel ölçekte işgal, sömürü, kadim halkları kültür ve inançlarıyla birlikte yok etme,asimilasyon ve imha politikaları üzerine kurulmuş, bu nedenle semavi dinlere dayalı ilk askeri organizasyonlar Anadolu ve Mezopotamya’nın işgaline yönelmiştir. Anadolu’nun  kadim  uygarlıklarıyla Anadolu Aleviliği ve Ezidi gibi evreni inançları yok eden,bu kapsamda doğuşuyla birlikte Anadolu-Mezopotamya kadim halklarını katliamlardan geçiren güçlerin argümanı olan Siyasal İslam günümüzde de Ortadoğu’yu işgale girişen küresel güçlerin kullandıkları en temel enstrümanlardan  biri haline gelmiştir.Bu nedenle Anadolu ve Mezopotamya’nın kadim kültür ve inançlarını oluşturup taşıyan halklar için en büyük tehlike,dinleri sömürü,bellek karartma ve işgal aracı olarak kullanan türbo kapitalist küresel güçler ve bu dinlerin hamiliğine soyunan Kudüs,Vatikan ve Mekke gibi  merkezlerdir.Bu tespitler ışığında başta Aleviler olmak üzere, kadim otokton halkların yerel-bölgesel ölçekteki örgütlenmelerde siyaset aracı haline getirilen dini akımlardan uzak durmaları, Aleviler ile Kürtlerin de ırkçı ve etnik temelde siyaset yapan örgütlere itibar etmemeleri  kendi gelecekleri için hayati bir zorunluluktur.Çünkü; geçmişte olduğu gibi günümüzün küresel güçleri de ana vatanlarına ve ekonomik yaşam kaynaklarına sahiplenen kadim halkları bölmek ve biri birilerine düşman hale getirmek amacıyla temelde ahlaki ve inançsal  değerleri taşıyor olsalar da, siyasi ve ekonomik amaçlı tasarımların tanrı emirlerine oturtulduğu kurguları da içeren çeşitli  doğmalar ile ırkçı ideolojileri kullanmaktadırlar.Bu kapsamda Siyasal İslam kılıfına  büründürülmüş  IŞID gibi küresel çeteler eliyle Irak ve Suriye’yi kan gölüne çeviren güçler, Anadolu’da da benzeri bir fetih hareketini canlandırarak başta Anadolu Alevileri olmak üzere kendilerine direnmesi muhtemel uygarlıkçı  kadim halkları hedef alarak Türkiye Cumhuriyetini de ABD’nin Ilımlı İslam Projesi kapsamında Sunni-Vahabi tarzı bir İslam devletine dönüştürmeyi amaçlayan siyasi ve kurumsal bir yapılanmayı geliştirmiş, benzer şekilde Siyasal Kürt Hareketi de, kadim halkları İslam bayrağı altında birleşmeye çağıran fetvaları yayınlayıp,ardından AKP’nin verdiği bin kişilik melle kadrosuyla kendi diyanetini oluşturmaya başlamıştır.Bu gelişmeler kapsamında tarihin her döneminde mazlumların yanında yer alan Aleviler ile günümüz aydın Kürt gençliğinin halklarımızı mazlum bir millet pozisyonuna düşüren fundamentalist ve  ırkçı ideolojilerle hayat bulan siyasal yapı ve  politikalara  hayat vermemesi gerekir.Semavi addedilen doğmalarla  ırkçı yapıların Anadolu’ya barış,kardeşlik ve birlik duyguları değil, aksine bu  tür insani ve uygar değerleri yok eden bir işlevi sürdürdükleri bilinmektedir. Anadolu’da sahnelenen ırkçı,dinci ideolojilerin halkları ayrıştıran, kendi vatanlarına ve kültürel değerlerine yabancılaştıran işlevine karşın, Alevi-Bektaşi kültür ve inançları Anadolu halkıyla dünya insanını emperyalizme karşı koruyacak, aydınlığa, kurtuluşa, esenliğe, barışa,birlik ve bütünlüğe taşıyacak evrensel ölçekteki kültürel değerlere konu ırklar üstü nitelikteki yegane kültürel bellektir. Bu nedenle de Alevi kültürü ve onun taşıyıcısı olan halk varlığı  her hangi bir ırkçı veya şeriatçı harekete kurban edilemez. Aleviler vatanlarını, binlerce yıllık kültür ve inançlarını ve Alevi Halkını  siyasal kökten dinci ve ırkçı tüm oluşumlara karşı korumak ve kendi kültürel ve siyasi birliklerini vakit kaybetmeden oluşturmak zorundadır. Doğulu-batılı uygarlıklar ile evrensel içerikli inançların temelini oluşturan bu kültürün ve taşıyıcılarının yok edilmesi de kimseye beklenen yararı sağlamayacaktır.Yapılması gereken tek şey,Alevilerin yaptığı gibi yüce tanrının gök kubbeye ve varlık alemine varoluşsal olarak yansıyan ezeli yaşam yolunu sevgiyle sahiplenerek yaşamak, Hakk ile Hakk olmak, insan ve doğanın yaşam haklarını yüceltmek, böylece varoluşsal-ilahi emirlere amade olmaktır.

Tarih boyunca toplumlara egemen olan siyasi erklerce dini konularda oluşturulan kurumlar aracılığıyla yapılan bütün düzenleme ve uygulamalara karşın,Anadolu insanı kurgusal dini düzenlerin amaçlarını boşa çıkarmayı başarmış, daima tanrının evrene yansıyan ilahi düzenine uymuştur.Din kelimesi Akadca mahkeme-kural ve karar anlamına gelen ”E.Dinu”ve “dinu”dan kaynaklı olup, tanrı yargısı anlamı taşımaz. İnanç insana özgü bir duygudur.Bu tür duygular ne resmi kurum ve kuruluşlar, ne mahkemeler ne de resmi makamlarca yetkilendirilmiş kişiler tarafından  yargılanıp sorgulanamazlar. Devletin resmi dini ve inancı olmaz.Devlet denilen aygıtın dini-imanı toplumun tüm kesimlerinin ortak iradesi ve rızalığına dayanması gereken anayasası ve kanunlarıdır.Türkiye’de ne Diyanet’in ne de TBMM’nin  dini inançları tanımlamaya, yasaklamaya veya yönlendirmeye hakkı ve yetkisi yoktur. Diyanet’in,Alevi-Bektaşi inançlarını semavi addedilen İslamın içinde tanımlama hakkı ve yetkisi de yoktur.Ezel Ali-Ahir Ali’ye veya kainatın varoluşuna dayanan Alevi-Bektaşi kültür ve inançlarının sonradan doğma inançlara mahkum edilemeyeceğini, Alevi-Bektaşi halk kimliğinin emperyalistlerce siyasi ve ekonomik amaçlarla kurgulanan  etnik veya milliyetçi yapıların parçası olarak tanımlanamayacağını, Alevi halkın da Arap soylu kesimlerin cemaati-mezhebi  haline getirilemeyeceğini  aklı olan her kesin ve her kesimin artık idrak etmesi gerekir.Günümüzde Siyasal İslam, Bahailik,Musevilik , Hıristiyanlık vb. Akımlarca kuşatılmaya çalışılan Anadolu Alevi-Bektaşi Kültür ve İnançları Anadolu ve Ortadoğu halklarının binlerce yıllık ortak kültürel belleği, oluşturduğu toplumsal yaşam yoluysa; kadimden beri sahip olunan yurt, enerji, ekonomik yaşam kaynakları,kültür ve uygarlık mirasının toplumun bütün kesimlerince ortaklaşa sahiplenilerek korunması ve yaşamın geliştirilmesinde insanımıza rehberlik edecek yegane akıl ve bilim yoludur.

Türkiye halklarının yaşadığı kimlik sorunlarıyla birlikte, giderek ağırlaşan ekonomik ve siyasi sorunları da  aşmasının temel yolu;

  • Halklarımızın ana vatanımız olan Anadolu ve Mezopotamya topraklarından kaynaklı kimliklerini, tarihlerini, ana dil  ve inançları ile kültürel ve doğal mirasından kaynaklı toplumsal değerlerini yok eden Anadolu dışı kültür ve inanç propagandalarına son verilmesi,
  • İnsanımızın ana vatan duygularını zayıflatan,kendi özgün değerlerine , kültürel kimliği ile inançlarına yabancılaştırıp, batılı güçlerin tasarımı olan Hint Avrupa Devleti veya Avrasya Projesine hizmet eden Orta Asya ve dini dogmalara dayalı kimlik, din ve kültür siyaseti yerine, Anadolu ve Mezopotamyayı sahiplenilmesi gereken ana vatan olarak merkezine alan,bu coğrafyadaki evrensel inançlar ile kültür ve uygarlık birikimlerinin ortak toplumsal değer olarak işlendiği,her alanda yerelleşerek bütünleşen yeni bir toplumsal yapılanma ve siyaset kültürünün oluşturulmasından geçmektedir.

Gençliğe Uyarı;

“Silahıyla postalını küresel güçlerden alan ordu ve örgütler ile üzerinde yaşadıkları toprağın kültür ve inançlarını yok edip, yabancı kültür ve inançları toplumsal kimlik, milli ve manevi  değer edinen halklar;ne bağımsız bir  devlet kurabilirler, ne de çağdaş bir uygarlık yaratabilirler. Dünyadaki örneklerinde olduğu gibi kendilerini taşeron, ülkelerini sömürge, halklarını da esir yaparlar

Zaza -Alevi ,Türkmen ,Ezidi ,Nusayri ve Asurilerin tarihleriyle kültürel kökleri Anadolu-İran-Irak ve Suriye’dedir.Ermenilerle Kürtler yaklaşık üç bin ,Türklerse bin yıldır bu topraklarda yaşamaktadırlar. Küresel güçler ile dini dogmaları ise kadim halkları söz konusu köklerinden koparıp  kimliksizleştiren  işleviyle bu coğrafyada yeniden dirilmelerini engelleyen en temel faktördür. Jön Türkü İslamcı siyaset çevrelerinin Aleviliğin İslam öncesi bir kültür ve inanç, Alevi -Zaza ,Kürt ve Türkmenlerin Anadolu -İran kadim halkları olduklarına yönelik bilimsel-tarihi gerçeklerin açığa çıkmasıyla Türk İslam Sentezine ait “1071” ile İslamın doğuş miladı yerine siyasi söylem değiştirerek;

“Sümerler, Etiler Türktür”,

“On bin yıl önce de buradaydık”,

“Kal-u Bela’dan beri Müslümanız”  veya,

 “Anadolu İslamı-Anadolu Müslümanlığı”

Türünden söylemleri ile kadim halkları ve inançları  inkar eden politikaları da arkeolojik ve çivi yazılı belgelerle kanıtlanmış otokton halk kimlikleri ve kültür tarihi açısından hiç bir değer ifade etmemektedir.Yol yakınken halkımıza yabancı, işgalci, bozguncu yol ve yolaklar terk edilmeli, halklarımızın tümü Anadolu ve Mezopotamya’yı ezeli ana vatan olarak, kültür ve uygarlık birikimini de  milli değer olarak sahiplenmeli, Türkiye, İran,Irak, Azerbaycan ve Suriye halkları arasında mayınlı sınırlar kaldırılarak barış dostluk ve dayanışma kültürü geliştirilmeli, küresel güçlere,yabancı kültür ve inançlara taşeronluk yapma anlayışından kurtularak insanın ve  uygar düşüncenin  özgürce yeşermesine  ve çağdaş uygarlıkçı bir yaşam tarzına kapı açılmalıdır.

Kemal SOYER-Y.Mimar

Kültür Bakanlığı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Eski Genel Müdürü

22.12.2012-BERLİN

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir