Hatti Güneşi, Alevilikte Çerağ ve Mum Söndü Hikayesi

                           

Hatti Güneşi İ.Ö.2200 Alacahöyük

AY ALİ GÜN MEUMAT- ALİ ŞİR-İ YEZDAN(ESTAN)

         Yeşil Kandil -Kudret Kandili-Hakkın Delili-Tanrı Sancağı-Şems-u Kamer

Anadolu topraklarının asli sahipleri olan Alevilerin İ.Ö.3.cü Binde Tanrı Devleti imgesinde kurdukları Hatti Devleti’nin sancağı, Alacahöyük kral mezarlarında ele geçen yukarıdaki Hatti Güneşi’dir. Alevi-Bektaşi(Boge Tiji) adının kaynağı olup, boğa boynuzu üzerinde tomurcuk açan güneşten oluşan sembol, Sümerce “GUD ALU”,günümüzde “Hüda Ali” denilen tanrıyı ve “iki cihan güneşi”  nin “aslını” temsil etmektedir.Pir Sultanın “gün doğunca boynuzuna nur düşer” dediği “sarı öküz” ile Anadolu halkının “Dünya sarı öküzün boynuzlarının üzerindedir, Başını sallarsa deprem olur” sözünün  kaynağı yukarıdaki kurstur. Dünyevi yaşamın kaynağı olan Güneş,evrenimizi ve varlık alemini uyarıp yeşerten, karanlıkları, dünyamızı ve insanı aydınlatan bilim ve uygarlık ışığının kaynağıdır.Alevilikte içine eğriden odunların girmediği Has Ocağın kaynağı olup, Cemlerde Hak Meydanı’nı ışıtan “delil” ve “çerağ” olarak kullanılan sembol, çerağcının “Nur-u Muhammet Ali’ den doğuptur ol Şemsu-Mah içinde fakire bir zerresin alalım” duasıyla meydana sunulur.Bu duadaki terimlerden “nur” varlığın doğduğu ışığı, Muhammet; Zazaca tanrı (homa) ve Sümerce güneş (UTU) temelli “Ma Homa UTU”-“Ma-a Homete”adıyla güneş tanrılarını, “me-u-mat”formuyla varlık alemini, Ali ,Gök Tanrısı’nı, “Şems” Asurca-Farsça güneşi, Sems-u Ga güneş ve boğayı,”Mah” ise Ay’ı karşılamaktadır. Hititçe”sittar” denilen kursa dikkat edilirse, boğa boynuzları Ay’ı ve Hızır Ali’yi, tomurcuk açan kurs dünyayı yeşerten güneşi ve varlık nurunu, 12 tomurcuk 12 dallı tuba ağacını , güneşin dünyaya 12 ay boyunca verdiği yaşamın “12 hizmet-12 İmam” haline getirildiği evreni kanun temelli”12 Ma”yı, üç halka ise “üçler” ile”üçlü çerağı” temsil etmektedir. Alevilerin “Ay Ali,Gün Muhammet”deyimi,gerçekte Ali ve Muhammet adlı tarihi şahısları değil,Güneş kursuyla tanımlanan Tanrı Ali ve varlık alemini karşılamaktadır.Kuzey yarım kürede  İlkbahar Ekinoksu 21 Martta ,sonbahar ekinoksu ise 23 Eylülde başlar.İlkbahar ekinoksu Sümerlerde yeni yılın başlangıcıdır. Baal-Dumuzi  İLU adıyla Güneş Tanrısı’nın  sonbaharda yer altına inmesi  21 Martta ise yer üstüne çıkmasıyla  ilişkili kozmik dönence  kuzey yarım kürede  Babilde Akitu, Zazaca Heftemal, Persçe Nevroz adıyla  Bahar Bayramı olarak kutlanmıştır. Siyasal İslamın Arap Ali’nin doğum günü olarak asimile etmeye çalıştığı bu günde kuzey yarım küreye doğan , Güneş Tanrısı Ali Şir-i Yezdan’dır.Ali Tanrı,Şir güneş sembolü aslanı ifade eder.Tanrı anlamına gelen Yezdan veya Yezda kavramı Hatti Güneş Tanrısı Estan adından kaynaklı  olup, Güneş Tanrısı Makamı olan Hacı Bektaş-ı Veli Dergahı aynı temelde “ASİTANE” adıyla anılmaktadır.

Kursun altındaki boğa başı Sümerce Semavi Boğa Gud ALU  ve Ay’ın  Kamer adıyla birlikte Hüda Ali Kamer ,Güneşin Şems adıyla da Şems-u Kamer Ali adının kaynağıdır. Kursun üzerindeki kuşlar birer kurban taşımaktadırlar. Hattice Estan, Hititçe İstanu adıyla anılan Güneş Tanrısı temelinde Asitane adıyla anılan Hacı Bektaş-ı Veli  Dergahında da yer alan kurs ,bir bütün olarak 12 dilimli güneş başlıkla tanımlanan Hünkar Hacı Bektaş’ı Veli ile sancağını temsil ediyor. Hattilerden beri Tanrılar Yurdu Anadolu’nun-Alevilerin bayrağı ve ordunun sancağı olan,Yeniçeri Mehter Takımı’nın zil  ve çevgan gibi enstrümanları arasında yer alan kurs,Bizans Bayrağı, Azerbaycan Bayrağı  ile Osmanlı Döneminde Ay içinde sekiz kollu yıldızdan oluşan Türkiye’nin bayrağı olarak kullanılmış Cumhuriyet Döneminde merkezine beşli yıldız konulmuştur. Ortadoğu’nun gümüş hilali gök hilal temelli bu kurstan türetilmiştir.

Semavi dinler eşliğinde Anadolu’ya giren işgalci-şerri toplulukların Hatti/Hitit Luvi devletlerini yıkmalarıyla birlikte uygarlıkçı Anadolu halkının ufukları karartılmış, uygarlık delili söndürülmüştür.Aleviler“mumu söndürdüler” söylemi, sembolik güneş kursuyla Hatti güneş tanrılarını bayrağında taşıyan Hitit Devleti’nin yıkılışıyla ilişkilendirildiğinde tarihi bir anlam kazanmaktadır ve böyle düşünüldüğünde gerçekte söz konusu uygarlık çerağının Anadolu’yu işgal eden şer topluluklarınca söndürüldüğü anlaşılır.Hattilerin güneş, ay ve yıldızlardan oluşan “Kudret Kandili”ni başlarına kofileriyle taç eden Anadolu-Mezopotamya kadınları geçmişte daima uygarlıkçı aydınlık nesiller yetiştirirken, Siyasal İslam sürecinde kadınlar din kisvesi altında ruhban sınıfının taktığı kara peçelerle karartılmıştır. Anadolu’da kadını cemiyetten ve Hakk’ın eşitlik terazisinden dışlayarak insan haklarında bölücülük yapan, uygarlıkları karartan gerici aklın hakim oluşuyla Hacı Bektaş-ı Veli Dergahı “Kadınlarını okutmayan millet karanlıkta kalır,Eline (yurduna), Beline(nesline-ekonomine)ve Diline(ana diline-kadim kelama ve tarihine)sahip çık”mesajlarını vermiştir.

Alevilere yönelik“cemlerde ak horozun kanadını çırpmasıyla mum söndürüyorlar” diyenlere kastedilen manada mumun gerçekte kimlerce söndürüldüğüne yönelik bir sorgulama yapılacaksa,bu güruhun adresi bilime, aydınlanmaya ve uygarlığa düşman olup, halkımızın belleğini karartan yabancı- bozguncu kültür,din ve ideolojileri Anadolu’ya taşıyıp yaşatan  semavi din kisveli mihraklar ve onların yandaşlarıdır.Sümerce UTU Si, Hattice Estan, Hititçe İstanu, kartal donuyla Haras, Hurrice Hurri, Persce Hurşit, Mısırda Horus,  Ezidilikte Melek-i Taus, Türkçe Horoz imgeli güneş,İslamda Cebrail Melek olarak anılmış, Hıristiyanlıkta ise Evangeliş Kiliselerinin kulelerine ak horoz donundaki  Gabriel adıyla oturtulmuştur.Bu gerçeklerden de anlaşılabileceği gibi, Hatti Güneşini tanrıdan vahiy getiren haberci olarak kutsayan güruh, diğer yandan onu kutsayan Alevileri “kafir”,güneşi de mumu söndüren ak horoz algısına oturtmaktadır.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Kilise üzerinde dünya,haç ve Güneş Tanrı sembolü horoz

Mekke’de sembolik bir direkle şeytan taşlayanlar, gerçekte Anadolu Tanrısı’nı taşlamaktadır . Hititçe İstanu adıyla dünyanın direği olan güneşi  şeytan diye taşlayıp, kendilerini onun yerine “iki cihan güneşi” olarak dayatan zihniyet,aynı zamanda şeytani boğanın boynuzları dediği Ay’ı cami ve minarelerin tepelerine oturtmaktan çekinmemiştir. Demek ki,çöl güruhunun çağlar boyunca Anadolu-Mezopotamya halklarına saldırma amacı, Anadolu Tanrısı Hüda Ali ve onun Hatti Eli adıyla anılan topraklarının ele geçirilmesidir. Anadolu-Mezopotamya uygarlıklarını karartan Siyasal İslamın şeytan diye nitelediği boğa boynuzu üzerindeki Hatti Güneşi’ne bakışı aşağıdaki hadislerle dışa vurulmuştur.

“Abdullah İbnu Amr İbni’l-As (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki:

“Öğlenin (başlama) vakti, güneşin (tepe noktasından batıya) meylettiği zamandır.Kişinin gölgesi ken­di uzunluğunda olduğu müddetçe öğle vakti devam eder, yani ikindi vakti girmedikçe.İkindi vakti ise güneş sararmadıkça devam eder.Akşam vakti ufuktaki aydınlık (şafak) kaybolmadığı müddetçe devam eder.Yatsı nama­zının vakti orta uzunluktaki gecenin yarısına kadardır. Sabah namazının vakti ise fecrin doğmasından (yani şafağın sökmesinden) başlar, güneş doğuncaya kadar devam eder. Güneş doğdu mu namazdan vazgeç. Çünkü o, şeytanın iki boynuzu arasından doğar.” [Müslim, Mesâcid 173, (612); Ebu Dâvud, Salât 2, (396); Nesâî, Mevâkît 15, (l, 260).]

Ahmed b. Hanbel, Bezzar ve Taberani’nin Semüre b. Cündüb’den rivayet ettiklerine göre, peygamberimiz şöyle buyurdu: “Güneş doğarken de batarken de namaz kılmayın. Çünkü güneş şeytanın iki boynuzu arasından doğar, iki boynuzu arasında batar”. (Heysemi, Mecmau’z-zevaid, 2/255)

Özetle söylemek gerekirse, alimler bu gibi rivayetleri iki şekilde yorumlamışlardır:

Hakiki manada yorumlayanlara göre; kafirler, doğarken ve batarken güneşe tapıyorlar. Bu vakitlerde şeytan boynuzlarıyla güneşin hizasına kadar yükselmeye çalışarak, söz konusu kafir insanların (aynı zamanda) kendisine (de) secde ettiklerini avenelerine hayal ettirir ve kendi içinde de hayal etmeye başlar.”

 http://m.sorularlaislamiyet.com/index.php?oku=183300

Geçmişte tanrı kelamını tebliğ etme kisvesi altında topraklarımızı işgal ederek  ata mirasımızı yağmalayan,günümüzde de aynı eylemleri sürdüren güruha karşı direnmesi gereken  halkımız“ Anadolu’nun Uygarlık Delili”ni yeniden uyararak bilimin ışığı, evrensel insan halkları ,sevgi ve barış temelinde bütünleşmek zorundadır.

Şimdi, benliğimizi ,birlik ve beraberliğimizi yok ederek ana yurdumuzu ve ekonomik yaşam kaynaklarımızı işgal etme amacına hizmet eden her türden yabancı kültür, siyasal doğma inanç ve ideolojilerden arınarak Anadolu’nun evrensel boyutlara ulaşmış kültürel birikimi ve tarihi gerçekleri temelinde uygarlık delilini yeniden uyararak büyük oranda parçalanmış tarihi–kültürel coğrafyamız üzerinde bütünleşerek yeniden”Birlik Postuna”oturma zamanıdır.Hünkarın emrettiği şekilde bilimi esas alarak“Bir,İri ve Diri”olabilmek için ”Ele Bele ve Dile(yurda, kültüre, kültürel ve doğal mirasa-ekonomi ve genç  nesile, Anadolu –Mezopotamya halklarının ana dillerine ,tarih ve uygarlıklarına) “bilimsel temelde sahip çıkarak gereken kültür politikalarını ve uygulamacı kurumları oluşturma zamanıdır.

Adı, sanı ve nitelikleri ne olursa olsun kökleri Anadolu’nun dışında ,gövdesi Anadolu’da olan bir ağacın kuruyup yok olacağının artık idrak edilmesi gerekir. Halkımız tarihi ve kültürel köklerini üzerinde yaşadığı Anadolu-Mezopotamya topraklarına ve onun uygarlıklarına dayadığı ölçüde daha sağlıklı ve daha sağlam bir yaşam kaynağına kavuşacaktır. Çünkü insanlığa ait uygarlık çınarının kökü ve gövdesi Anadolu’dadır.

Günümüzde kültürel,siyasi ve ekonomik boyutlarıyla emperyalizme hizmet eden yabancı-bozguncu tezlerle Anadolu-Mezopotamya uygarlık birikiminden yararlanması engellenen halkımızın kendi topraklarında kendi emeği ve üretimiyle bir-iri ve diri olarak sevgi barış ve mutluluk içinde yaşayabilmesi için;

Anadolu’nun insan yapısı, kültürel ve doğal mirasıyla bir bütün olarak ezeli ve ebedi yurt olarak sahiplenilmesi,

Toplumsal-kültürel belleğimizin Anadolu-Mezopotamya Uygarlıklarına , bilime ve çağdaş kültürel birikime oturtulması,

Halkımızın Anadolu topraklarına ve bünyesindeki tarihi-kültürel mirasa konu binlerce yıllık sahipliliğini“1071 Malazgirt Savaşıyla bin yıla“ daraltan tezler yerine ezelden buralı olduğumuza ilişkin bilimsel-arkeolojik verilerin açıklanıp sergilenmesi ,

Halkımızın uygarlık atılımcısı, laik ve demokrat insan kimliğinin oluşmasını engelleyen veya yok eden gerici, ırkçı ,bölücü ve  batının bu amaçla ürettiği sahte ulus gibi bozguncu kimlikler yerine,Anadolu’nun evrensel değerler oluşturup taşıyan kültürel birikimden kaynaklı olarak insan ve doğasının “Varlığın Birliği” veya “çeşitlilik içinde birlik” ilkesinde yaşam hakkını güvenceye alan toplumsal bir kimlik yapısına kavuşturulması gerekir.

Çünkü:kültür ve uygarlık değerleri genetik değil, edinimseldir. Kültürler farklı coğrafyalarda insanın insanla,insanın doğayla birlikte oluşturdukları ürünleri ve yaşam biçimlerini kapsarlar.Bu nedenle ırkçı toplulukların uygarlıkları,barışı,adaleti ve mutluluğu yoktur. Irkçılık çağlar boyunca uygarlıkları,insanlık ve doğayı yok eden anlayışların temel kaynağı olmuştur.Aynı nedenlerle insanlık evrensel ilahi düzene uyarak doğasıyla uyumlu bir yaşam biçimi ve uygarlıklar geliştiren Anadolu’ya koşmuş ve kendisini varlığın birliğine konu Ayin-i Cemleri ve yaşam biçimiyle birleştiren Bektaşilikle Aleviliğe sarılmıştır.

Unutulmamalıdır ki; Alevilik farklı kesimlerden oluşan insanlığı varlık aleminin gök kubbede cem olduğu imgede birleştirip yücelten evrensel bir kültür ve inancın adı ve sonsuza dek yaşayacak olan köklü bir birlik kurumudur.

Varlığımıza,birliğimize ve özgürlüğe giden yolda bir,iri ve diri olma dileklerimle,

  19 Haziran 2011 

Uyarı:Bu sitedeki yazılar ile bilimsel açıklamalar  kaynak gösterilmeden kullanılamaz,izinsiz alıntı yapılamaz.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir