ANADOLU-MEZOPOTAMYA HALKLARININ BARIŞ VE KARDEŞLİK PROJESİ

KADİM DÜNYA  HALKLARI ARASINDA BARIŞ VE KARDEŞLİĞİN TESİSİ VE SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ İÇİN OLMAZSA OLMAZLAR:

1-Siyasal doğmalara tutsak edilen insan özgürleştirilmeli,

Arapça din kitabının adı Mushaf veya Furkan’dır.Anadolu halkının kullandığı Kur’an adı ise Sümerce evreni kapsamaktadır. Sümerce KUR terimi dağ ve ülke belirteci, AN gök, E’.KUR. RA ve AN terimleri gök tanrısının tapınağı, evreni  ekran ve okunması gereken Hak kitaptır.  Hakkın kelamı veya evreni yazgılar evrenle birlikte var olmuştur.Ezeli ve ebedi bir kitap olan evren ,insan eliyle yazılan kitaplara sığmaz. Yunus Emre, okunması gereken Hak kitabını şu dizelerle ifade etmiştir“Ben bir kitap okudum kalem yazmadı onu , Mürekkep eyler isem yetmeye yedi deniz”.

Evren, dünya ve insanlık tarihi siyasi dogmalarla değil,ancak bilimle okunup kavranılabilir. Anadolu’nun Selçuklu, Moğol ve Araplarca işgal edilip karanlıklara gömüldüğü bir devirde Hacı Bektaş Dergahı “Okunacak en büyük kitap insandır”ve “Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” diyerek  geri kalmışlığın evrensel değerler oluşturup taşıyan kültürel yapılaşma ve bilimle aşılabileceğini,bu temelde ana yurda (El), toplumsal yaşam kaynakları ile gençliğe (Bel), ana dili ile kültür ve uygarlık değerlerine (Dil) sahip çıkan aydınlanmış İnsan-ı Kamil toplumların güçlü uygarlıklar yaratabileceğini çağlar öncesinden öğütlemiştir.İslam dünyasıı çağ dışı hurafelerle güçlendirilen güncel siyaset tarzıyla her boyutta ekonomik ve kültürel işgalin altındadır. Unutmamalıyız ki; çeşitli dini ve tarihi kitapları yazanlar da insanlardır. Yazılanlar bilimsel ise doğruyu öğrenir,doğruyu yaparız, hurafe ise yanlışı öğrenir, yanlışı yaşarız. Arapça ve İbranice “Rab” kelimesi efendi ve tanrı-kral demektir.Eski dünyanın “Rubaum-Rabium” sanlı tanrı-kralları ve Mısır firavunlarınca düzenlenen dini ve siyasi buyruklar “Göklerin Rabbi”nin emirleri olarak telakki edilemez. Genç nesiller, dünyamızı kuşatan, uygarlıklarımızı karartan, toplumları hafıza kaybına uğratan, halkları biri birilerine kırdıran siyasi tasarımların esrarını Anadolu-Mezopotamya uygarlıkları ve kadim inançlarından öğrenmeli,düşünmelerine ket vuran dogmalardan kurtulmalıdır.

2-Uygarlıkları karartan, halkların tarihlerini, dillerini ve yaşam geleneklerini yok eden dini dogmalar  çökertilmeli,

Dinleri siyasal amaçlarla kullanan çöl halkları binlerce yıl boyunca Hatti-Hurri Ülkesi olarak bilinen Dicle-Fırat arası topraklara yönelmiş, nitekim her üç dinin ortaya çıkışıyla Anadolu-Mezopotamya toprakları işgal edilmiş, kadim uygarlıklar karartılmış, kutsal fetih ve dini kılıflar altına gizlenen kültürel-siyasi ve ekonomik işgaller  günümüze dek sürdürülmüştür.

Türk İslam Tezinin oluşturucularından biri olan Yusuf AKÇURA “Üç Tarz-ı Siyaset” adlı çalışmasında Siyasal İslamı aşağıdaki cümlelerle ifade eder:

İslam ,siyasi ve içtimai işlere çok ehemmiyet veren dinlerden biridir.İslamın esas kaidelerinden biri “din ve millet birdir” düsturuyla ifade olunur.İslam mümin olan kimselerin cinsiyet ve milliyetlerini bitirir, lisanlarını kaldırmaya çalışır, mazilerini , ananelerini unutturmaya çalışır”.

İslamın meydana çıkışında güçlü, muntazam siyasi teşkilatı vardı. Kanun’i Esasisi (Anayasası) Kur’an idi.Resmi dili Arapça idi. İntihap edilmiş bir reisi, mukaddes bir riyaset merkezi vardı.”

Böylece; özgür düşünceyi ve bilimi  sınırlayan, halkları tek tipleştirerek ata kimliklerini, ana dilleri ve kadim inançları yok eden,tarih ve uygarlıkları karartarak Araplaştıran siyasal düşünceye  işaret ediyor.Bir mümin için Allaha inanmak, Araplaşmasını gerektirmez.

(Yusuf AKÇURA-Üç Tarz-ı Siyaset

Türk Tarih Kurumu Ankara 2014 Sf.34 ,ISBN 978-975-16-2701-8 

SEMAVİ  DİNLER VE CENNETİN İSGALİ:

Arabistan Yarımadası ve çevresindeki çöllerde yaşayan halklar Firavunlar Döneminden başlayarak “Serçeşme Yurt ve Dünyevi Cennet” olan Anadolu’yu ele geçirmeyi temel bir hedef haline getirmiş, dinleri tebliğ etme gerekçesiyle kamufle edilen işgaller “Rabium” denilen tanrı krallarca halklarına vaat edilmiş kutsal toprak söylemleri eşliğinde günümüze dek sürdürülmüştür. Bu kapsamda Tevrat’ın Tekvin Bölümü 15/18′ de yer alan “Rab Abram’la O günde aht edip dedi(kral-İbrahimle ahit-sözleşme yaptı):Mısır Irmağından büyük ırmağa, Fırat Irmağına kadar,bu diyarı Kennileri, Kennizileri, (Kenan Ülkesi-Suriye)ve Hittileri (Hatti Ülkesi ,Anadolu-Mezopotamya) senin zürriyetine verdim” gibi vaat edilmiş (!) kutsal toprak  adı altında oluşturulan siyasi tasarımlar, Kenan Ülkesi ile Hititlerin yaşadığı Anadolu topraklarını çöl kavimleri için dünyevi “Cennet” olarak tanımlıyordu. Eskiden Doğu ve Güneydoğu Anadolu Hurri Ülkesi adıyla anıldığından Tanrıça Anat’ın (Anatolia) adıyla anılan Anadolu toprakları ve Huri Halkı o dönemlerde “Cennet ve Hurileri“ imgesiyle değerlendirilmiş, bu temelde“Yedi Kızılbaşı(Hatti-Hurri ) öldüren Cennete gider” fetvaları oluşturulmuştur. Tanrı-kralların kendilerine   vaat ettiği kutsal toprak(!) iddialarıyla Anadolu’ya giren işgalci topluluklar, tanrı emirlerini yayma kılıfı altında tarihin en büyük kültürel ve ekonomik yıkımlarını gerçekleştirmişlerdir. İşgalciler sadece askeri yöntemler kullanmamış, zamanla Anadolu halkının adlarıyla kültürel ve dini donlarına bürünme, bu külte has değerleri kavratan mitolojileri,devlete ait kurumlaşma modelini,inanç motifleri ve sembollerini de sahiplenerek asimile etme yöntemlerini geliştirmişlerdir. 

Anadolu’nun tanrı-kralların buyruklarıyla  çöl halklarına vaat edilmiş kutsal toprak(!) adıyla işgali konusu, Hıristiyanlığın İslamik yayılmayı durdurmasıyla birlikte batılı güçlerin gündemine alınmıştır.Fransız Devrimi’nin ardından dünyanın  bölüşümü amacıyla bütünleşerek Büyük İskender’in ulaştığı Hindistan sınırlarına kadar uzanan toprakları “Avrupa Toprağı” olarak benimseyen emperyalistlerce ilk önce Osmanlı Devleti ortadan kaldırılmış, “Hint-Avrupa Halkları, Dilleri ve Kültürleri” ana başlığıyla oluşturulan ideolojik söylemle Avrupalıların etnik kökenleri Anadolu’ya, yerli Anadolu halkının kökenleri de Orta Asya gibi Anadolu dışı coğrafyalara oturtulmuş, bu temeller üzerinde Hint Avrupa Devleti-Avrupa Birliği, Avrasya ve BOP. gibi projeler geliştirilmiştir.

IRK  ve DİL Gerçeği :

Dünya üzerinde ;

Kokozit denilen Kafkas kökenli Anadolu-İran-İç Asya’ halkları, Türkler, Ruslar, Avrupalılar  ve Araplar’dan oluşan beyaz derili halk,

Negroit denilen Hindistan alt kıt’ası kökenli siyah-zenci derili halk ve,

Mongolit denilen Moğol-Çin-Japon gibi sarı derili üç temel halk tipi yaşamaktadır.

Anadolu-Mezopotamya toprakları bin yıllardır göç alıp veren, bütün dünya halklarıyla karışmış kadim dünya coğrafyasıdır. Bu coğrafyada etnik-kandaş temelde Türk-Kürt,Alevi ve Arap gibi bir ırk ve millet tanımlaması yapılamaz.Kürt adı, Zagrosların Kardaka adından,Türk ve Türkmen terimi de Torosların Taru-Ko adı ile Hattiler Döneminde üzerine heykelleri dikilen Fırtına Tanrısı Taru’nun adından sağılmış  olup, bu terimler herhangi bir etnosu belirtmezler.

Zazaca,Kürtçe ve Farsça aynı adlarla anılan Anadolu-İran yerli halklarının ana dilleridir. Benzerlikler taşıyan bu dillerden hiçbiri bir diğerinin şivesi değildir. Bazı diller resmi dil olduklarında gelişmiş ve yaygınlaşarak diğer dilleri etkilemişlerdir. Günümüz Türkçesi Cumhuriyetin eseridir. Her Türkçe konuşan Türk, Kürtçe konuşan Kürt ,İngilizce konuşan İngiliz olmayabilir. Osmanlı dili terk edileli 90 yıl oldu .Şimdi Türkçe konuşuluyor diye Anadolu halkının tümü etnik temelde Türk  olamayacağı gibi, Osmanlı-Kürt Derebeylerinin 400 yıl süren baskılarıyla Kürtçe konuşmak zorunda kalan Zaza, Şadi, Atmalı ve Sinemili gibi Alevi aşiretleri de Kürt olarak tanımlanamaz. Hz.Ömer Döneminde El Cezire denilen Dicle Fırat kaynaklarına yerleşen Arapların çoğu günümüzde Ekrat adıyla kamufle olmuştur.. 

3-Diyanet kapatılmalı,dini inançlar kamusal alandan çekilmeli,din ve ırk üzerinden  siyaset yasaklanmalı,

Türkiye’de Diyanet adeta devlet dini haline getirilen İslam dinine ve ona inananlara hizmet eden siyasi bir yapı işlevinde olup, Alevi, Hristiyan, Süryani, Ezidi gibi halklara hizmet vermemektedir. O halde, sadece belli bir kesime ve inanca hizmet eden bir kurumun kamusal niteliği yoktur. Aksine,belli siyaset çevrelerince Anadolu Uygarlıklarını karartma amacıyla kullanılmaktadır.İslam, devletin ve Anadolu’da yaşayan tüm halkların dini olmadığına göre, kamu kurum ve kuruluşları ile milli eğitim alanı dini hizmetlerden arındırılmalı, imam-hatipler dahil özel dini eğitim ve ibadet yapıları  için kamu kaynakları kullanılmamalı, halktan alınan vergilerle belli zümrelerin inançlarının finanse edilmesine son verilmelidir. İmar planlarında tüm inançların ibadet mekanları için yer ayrılmalı, ülkede din ve ırk üzerinden siyaset yapılması yasaklanmalı, siyasetin gündemi çağdaş eğitim, bilim, kültür, toplumsal hukuk, insan hakları, adalet, ekonomi, kalkınma, refah, sanayi ve teknoloji gibi temel toplumsal alanlara oturtulmalı, iktidarlar ile diğer siyasi partiler  belli zümrelere, ırklara, dinlere değil, ülke  halkına hizmet  etmelidir.

4-Bakışlarımız yabancı coğrafyalar ile kültür ve inançlar yerine Anadolu-Mezopotamya’ya ve kadim uygarlık birikimlerine yönelmeli,

Osmanlıyı yıkan emperyalist güçler dünyanın en büyük su, maden ve petrol kaynakları ile kadim uygarlıkların kültürel ve doğal mirasına sahne olan Anadolu-Mezopotamya topraklarını sahiplenmek, bu kapsamda yerel halkların tarihlerini, özgün halk kimliklerini ve evreni inançlarını karartmak için bu coğrafyanın kadim halklarını bir bütün olarak Orta Asyalı Türk-İslam, Kürt İslam ve Alevi İslam olarak ilan ettiler.Bu amaçla insanlık tarihi ve inançlar için birer varoluş miladı haline getirilen dogmalardan beslenen her tür ve ölçekte kültürel asimilasyon, ekonomik ve siyasi işgal eylemlerini sürdürmek amacıyla Hint Avrupa Devleti , Avrupa Birliği ve Büyük Ortadoğu Projelerini (BOP) uygulamaya koydular. BOP;Tevratın tanrıdan vaat edilmiş kutsal topraklar kapsamına aldığı “Anadolu-Mezopotamya”nın işgalini temel alan“Hint Avrupa Devleti Tasarımı”nın  Avrupa Birliğinden sonraki ikinci adımıdır. Küresel güçlerin Irak, Afganistan ve Suriye işgali bu kapsamda anlaşılmalı, işgal politikalarını destekleyen yerli halklar, bu davranışlarıyla gerçekte kendi yurtlarını işgal ettirdiklerinin bilincine varmalıdır. Küresel işgalin boşa çıkarılabilmesi için, Türkiye’nin Suriye ve Irak politikası değişmeli,Türk-Kürt Savaşı durdurulmalı, Anadolu-Mezopotamya halklarının toplumsal enerjilerini fetihçi-bozguncu doğmalara, bu doğmaların kaynağı olan merkezlerin  siyasi argümanlarıyla ırkçı kimliklere harcamak yerine, bakışlarını kadimden ana yurtlarına, bu coğrafyadan doğan evrensel ölçekteki kültürel ve doğal mirasa ve atalarının kadim inançlarına çevirerek kendi özlerine dönmeleri, Anadolu-Suriye, Azerbaycan, Irak ve İran halkları bu işgale karşı ortak bir potada bütünleşmelidir. 

5-Emperyalizme karşı halkların ortak iradesi ve öz gücüne dayalı tam bağımsızlık mücadelesi verilmeli,

BOP kapsamına alınan Ortadoğuda küresel güçlere taşeronluk yapan, onlardan maddi-manevi destek, silah ve cephane alarak savaşan halk veya örgütlerden her hangi birisi bağımsız bir devlet kuramaz, halkını da özgürleştiremez. Tek başına öne çıkan bu tür  kesimler küresel sermayeye yem olacakları gibi,ana yurtlarını da onlara birer yemlik alanı olarak sunarlar. Anadolu-Mezopotamya halkları emperyalizme,küresel kapitalizme , haksızlığa ve zulme karşı öncelikle her türlü ırkçı -dinci ve faşizan kimliklerden arınarak ortak bir zeminde güç,fikir ve eylem birliği yaparak direnebilir, bu topraklarda Arap kültürü yerine çağdaş eğitime, bilime, sanayi ve teknolojiye yatırım yaparak dünya kültür ve ekonomi siyasetini, uygarlık tarihini anlayabilen, geçmişten ders çıkararak geleceğini oluşturabilen eğitim düzeyi yüksek topluluklar haline geldiklerinde  tam bağımsızlık ve özgürlük fikrini  yakalayabilirler. Türkiye, İran, Azerbaycan, Suriye ve Irak gibi yapay siyasi sınırlarla parçalanmış kadim dünyanın otokton halkları kendi içlerinde sürekli parçalanma yerine  bütünleşik bir güç haline gelme arayışına girmelidir.

6-Özelleştirme adı altında yabancılara ve yerli taşeronlarına peşkeş çekilen topraklar, kamusal ekonomik işletmeler ve ekonomik kaynaklar geri alınıp halka verilmeli,

Cumhuriyet Döneminde oluşturulan kamusal- ekonomik kaynakların tamamı son 50 yılda küresel sermaye ve onun yerel taşeronlarına peşkeş çekildi.İnsan ve doğanın yaşam kaynaklarına göz diken küresel sermaye, içme ve kullanma suyu kaynaklarına konan HES’ler, yurdun can damarları olan otoyollar, limanlar, demir yolları, köprüler, arkeolojik ve doğal sit alanları,özel müzelere konulması yasak olan arkeolojik eserler, kıyılar, madenler, tarihi kentsel dokular, rantiyeci kentlerle yağmalanan tarım arazileri  ile ekonomik, kültürel, maddi ve manevi değeri olan kamusal yaşam alanlarının çoğunu özelleştirme yoluyla ele geçirdi.Geriye el konulmadık vergiye bağlanmadık bir tek soluduğumuz hava kaldı.Küresel güçlerin ve yerel taşeronlarının tekeline giren bu yurdun yönetimi için belli kişi ve merkezlerce önceden belirlendikleri halde halkın iradesiyle seçildiği iddia edilen vekiller kime hizmet etmiş olacaklar?. Bu koşullarda hangi halk benim güven içinde yaşadığım bir yurdum, topraklarım, yaşam kaynaklarım , kendi öz irademe dayalı yönetim  gücüm var ve geleceğim güvende  diyebilir ki!

7-Küresel kapitalizmin yurdumuza-bölgemize uzanan hortumları kesilmeli,

İnsan hakları alanındaki gelişkin uygulamalarıyla övünen batı dünyası , uygarlıkçı atılımları sağlayan temel kültürel birikimleri çoğunlukla Anadolu insanı ve uygarlıklarından aldığı gibi, ekonomideki refah düzeyini de İslam coğrafyasını ve diğer mazlum halkları sömürerek elde etmektedir.

8-Siyasal tarih yerine bilimsel tarih benimsenmeli,

Genç nesillere savaş tarihi ve kahramanlık edebiyatı yerine doğa, kültür-sanat , uygarlık, insanlık, bilim ve teknoloji  tarihi ile evren ve varlık aleminin evrimi öğretilmeli, bu topraklarda doğup yaşayan her kes Orta Asyalı, Kudüs’lü, Mekke’li ve Vatikan’lı olmadığının bilincine varmalı, tarihi ve kültürel kökleriyle ,toplumsal kimliğini Anadolu topraklarıyla evreni uygarlıklarına salmalı,bu toprakların uygarlıklarından kaynaklı evrensel kültürel değerleri milli ve manevi değer olarak sahiplenmelidir. Uygarlıklar yıkan ırkçı ve şerri duygulardan arınmalı, siyasi nedenlerle kült niteliği kazandırılmış coğrafyalar yerine kendi ana yurdunu kutsamalı, insan ve doğa sevgisini yüceltmeli, birlikte üretip paylaşan insan  ve toplum yapılaşmasını desteklemelidir.

9-Etnik ve dini asimilasyonlar durdurulmalı,Dünya’nın her etnik yapıya ayrı bir devlet sunacak kadar büyük olmadığı kavranmalı,

Aleviler-Zazalar, Kürt denilen Bacnaviler, Türkmenler ve Nusayriler Anadolu-Mezopotamya ,İran ve Suriye topraklarının kadim halklarıdır. Orta Asya kökenli olduklarını belirten Jön Türkleştirilmiş halklar da 1000 yıldan beri bu vatanın sahipleriyle birlikte yaşıyorlar.Bu halklardan Zazalar-Aleviler, Sümer-Lulubi, Hatti-Luvi Hitit ve Hurrilerin devamı olup, Bel, Belum, Balım ve Enlil gibi adlarla anılan Sümer Gök Tanrısı El veya Ali’nin adıyla Alevi, Hitit-Hurri Tanrısı Teşup.Ba’nın adıyla Bektaşi’dirler. Kürtler ise İ.Ö 1200 lerde Hitit Devletinin yıkılışıyla  Balkanlardan Anadolu , Mezopotamya ve İran coğrafyasına gelerek zamanla asimile olmuş Avrupalı halklar olup, sonradan İslamlaşmış, kültürel bünyeleriyle yaşam biçimleri değişmiştir. Alevilik ırklar üstü evreni bir kültür ve inançtır. İslamın mezhebi değildir.Bu nedenle çoğu  inançlarla doku uyuşmazlığı yaşamaktadır. Aleviler Anadolu’nun kadim halkıdır, ırklar üstü kültür ve inançları  nedeniyle ırkçılığı reddederler. Irkçı Türk ve Kürt İslamcılar ülkemize demokrasi, barış ve eşit insan hakları getiremezler. Bu gerçeklerle Anadolu Alevilerini belli bir ırka, inanç olarak da Siyasal İslamın mezhebi olmaya zorlayan dayatmalar kabul edilemez.Alevilerin Türkleştirilmesi veya Kürtleştirilmesi gibi tasarım ve talepler hayata geçemez.Anadolu’ya barış ve demokrasi kültürü, uygarlıklarımızı karartan Siyasal İslamcı Türk veya Kürt ırkçılığıyla  değil, Anadolu uygarlıklarına dayalı Evrensel Alevi  Kültürüyle gelecektir. Bu nedenle ırklar üstü evrensel bir kültür ve  yaşam biçimine sahip olan Aleviler Anadolu halklarının uygarlaşmasına ve eşit insan hakları mücadelesine katkı vermeli, ırkçılıkla mücadele etmeli, Kürtler ile Türkler de üzerinde yaşadıkları Anadolu topraklarının kadim kültür ve inancı olan Anadolu Aleviliğinde bütünleşerek çağdaş ve uygar bir toplum haline gelmelidir.

Aleviler, 1400 yıldır Siyasal İslama hizmet ettikleri halde, son zamanlarda  Kürt ve Türk kimliği üzerinden siyaset yapan Alevi Ocaklarına, belli örgütlerce görevlendirilen seyit, seyda, dede vb. kişiler ile bu amaçla yayın yapan medya organlarına, Türk, Kürt, Amerikan ortak yapımı ırkcı örgütler ile partilere ayrıca, Alevi Kimliğine düşman Saidi ve Nursici propagandalara, Hacı Bektaş’ı Velinin Ahmet Yesevi’den el aldığına, bir taraftan Türk, diğer yandan Arap olduğu iddialarına kanmamalı, Arap,Kürt ,Türk gibi ırk batağına saplanmamalı, her koşulda ülkemiz ile halkımızın birlik ve bütünlüğünü savunmalı,Kürtler de Alevi Sorununu kendileri  için siyasi malzeme yapmaktan vazgeçmelidir.Zira, Kürt Hareketi, Osmanlı Dönemi Alevi katliamlarıyla elde edip, Cumhuriyetle kaybettiği derebeylik erkini demokrasi,barış ve kardeşlik sloganlarıyla perdelediği savaş siyaseti üzerinden T.C. ile askeri, siyasi ve iktisadi temelde tam ortaklaşma modeli üzerine kurmuştur. Ortadoğunun uygar halklarının asimilasyonu, imhası, inkarı ve yurtlarının işgalini amaçlayan  BOP ve Ilımlı İslam Projesi kapsamında Siyasal İslamcı yapılarla ortaklaşma, Aleviler için Osmanlı Dönemini aratmayacak yeni toplumsal travmalara konudur. Bu modelde Aleviler, başta yurt hakkı olmak üzere, devletin kadrolaşması, yönetimi, denetimi ve güvenliği konularında  eşit haklara sahip olması gereken bir halk olarak değil, kültürel azınlık ve mezhep olarak görülmektedir. Halkların Demokrasi Partisi ve ardındaki güçlerce sahnelenen siyasi hareket, Anadolu topraklarının asli sahibi olan Aleviler ile diğer halkların kendi kaderlerini tayin etme hakkını değil, çok özelde “Kurdistan”adı altında sadece “Kürtlerin” kendi kaderlerini tayin etme hakkını savunmakta, Eşbaşkanları ise söylemlerinde “Türk,Kürt Laz, Çerkez” gibi adlara konu kesimleri millet, Alevi halkı ise “Alevi-Sunni” tanımlarıyla mezhep olarak görmektedirler.Aleviler bu hususa dikkat ederek, siyasi işbirliği veya kader ortaklığı yapacakları toplum kesimleriyle kardeşlikten önce eşitlik hukukunu tesis etmelidirler.

10-Tanrılar Yurdu Anadolu’da mevcut halklar özgün tarihi kimlikleri,ana dilleri ve inançlarıyla ortak yaşam hakkı bulmalı,

Anadolu toprakları herhangi bir ırkın toprağı değildir.Fırtına Tanrısı Tarku’nun adıyla oluşturulan Türkiye adı “Türkiye Türklerindir”gibi ırkçı algılardan ,tarihin hiç bir döneminde Kurdistan adıyla anılmayan Dersim Eyaleti Toprakları da “Kürt Toprağı” algısından çıkarılmalıdır. Zira Osmanlının Kürdistan Eyaleti planı,Safevilerin etkin olduğu Dersim üzerinden başlatılıp, bölgelerde hakimiyet sağlandıkça sınırları değiştirilmiş,sonuçta Güneydoğuya kaydırılmıştır. Aleviler tehlike olmaktan çıkarılınca  bu kez Ermenilere yönelik olarak Hamidiye Alayları tesis edilip, Doğu Anadolu’ya el atılmıştır. Özetle Kürdistan Eyaleti  Kürt nüfusun yaşadığı toprak üzerinden değil, siyasi amaçlarla tasarımlanan ve koşullara göre değiştirilen Osmanlı siyasetinin bir ürünüdür. Türkler, Kürtler, Aleviler-Zazalar vb. otokton halklar özgün tarihi kimlikleri, inanç ve ana dillerini araştırmalı, evrensel niteliklere sahip kültürel değerlerini koruyup geliştirmeli, devlet bu değerlerin yaşaması için eşit kaynak ayırmalı,eğitim olanağı ve alt yapı hizmeti vermeli,söz konusu halklar da bir arada yaşamanın ortak koşullarını oluşturmalı ve ayrılıkçı taleplerden vazgeçmelidir.Zira Anadolu-Mezopotamya toprakları bölgedeki kadim halkların ortak ana vatandır, belli kesimler için  bölünemez. Bu toprakların her hangi bir parçası diğerleri üzerinde egemenlik kurmaya çalışan her hangi bir kesim adına özelleştirilemez . Emperyalistlerce yüz yıl öncesinde bölündüğü içindir ki, günümüzdeki dramatik  sorunlarını yaşıyoruz.

11-İnsan haklarında evrensel normlar benimsenmeli,

12-Bu amaçlarla köklü bir aydınlanma süreci yaşanmalı, Kürtçe’nin yanı sıra Zazaca yayın yapan Alevi  TV ve Radyo kanalları açılmalı,

13-Devletin kimliği her türlü ırkçı ve şerri yapılardan arındırılmalı,

14-Devlet kadroları halkın tüm kesimlerine eşit ve adil olarak kullandırılmalı,

15-Herkese parasız eğitim,sağlık hizmeti ve barınma hakkı verilmeli,

Ülkede eğitim ve sağlık hizmeti parasız olmalı,devlet her yurttaşa konut edindirmeli,kentsel alanlardaki rantiyeci imar ve alt yapı uygulamalara derhal son vermeli, haksız edinimler geri alınıp halka -kentsel kamusal  alana   kazandırılmalıdır.

16-Herkese iş,işsizlere milli gelirden zorunlu yaşam payı verilmeli,

Devlet herkese  eğitim düzeyine ve mesleğine  göre iş, işsiz olanlara milli gelirden yaşam payı vermek zorundadır.Bu talep yerine getirildiğinde bu alanda yaşanan siyasi kadrolaşma, rüşvet  ve her türlü ayrımcılık eğilimleri azalır , gençlerin silahlı örgütlere ve teröre yönelme  gerekçesi de ortadan kalkar.

17-Tamamı dağlık yerleşmelere mahkum edilerek toplumsal yaşam kaynakları kurutulan Alevi Halka toprak reformuyla yeni yaşam alanları ile gasp edilen Kültürel Mirası ve dergahları geri verilmeli,

Anadolu’nun en dramatik insani sorunu Alevi Sorunu’dur.Siyasal İslamcı Selçuklu ,Osmanlı -Kürt Derebeyi yönetimlerinin yüzlerce yıllık katliam,asimilasyon ve sürgün uygulamalarıyla gelenekselleştirilmiş tarihi boyutlar kazanan bu sorun,Alevi katliamları ve Alevi dramı üzerinden geliştirilen “Kürt Sorunu” ve “Alevi İslam Sorunu” gibi adlarla  değerlendirilemez. Çünkü bu başlıklar Alevilerin Anadolu topraklarının asli sahibi olan Sümer ve Hititlerden kaynaklı halk kimlikleriyle Anadolu Uygarlıklarından   kaynaklı Alevi Kimliğini örtmektedir.

Eşitlik eşitler arasında olur.Doğuda-batıda tamamı dağlara mahkum edilmiş, ovalarda tek bir köyleri bulunmayan Alevilerle verimli toprakları ele geçiren kesimler arasındaki maddi-ekonomik yaşam koşulları değiştirilmeden halkların kardeşliği, birliği ve eşitliğinden, Alevilerin eğitim ve bilim alanında diğerleriyle eşit koşullarda yarışmasından bahsedilebilir mi? Hayır. Öncelikle toprak reformu yapılarak Alevilerden geçmişte gasp edilen topraklar yerine verimli topraklardan yararlanabilecekleri konumda yeni iskan alanları ve ekonomik kaynaklar oluşturulmalı, devletin el koyduğu Abdal Musa, Hacıbektaş, Seyit Gazi gibi yüzlerce dergah,kült mekanı ve kutsal alanlardan oluşan kültürel mirası Alevi Halka iade edilmelidir.

18-Aleviler için birer hac merkezi olan kült merkezleri, içme suyu kaynakları ve ziyaret dağlar koruma altına alınmalı,

19-Düşünceyi özgürce ifade etme hakkı uygulanmalı,

Siyasal doğmalara biat ettirilen  kullaştırılmış insan ve toplum yerine, tanrının verdiği düşünme, eleştirme, sorgulama ve fikir üretme haklarını karşılıklı saygı ve sevgi temelinde özgürce kullanan insan ve toplum yapısına koşulsuz geçiş sağlanmalı, hiç bir kimse düşüncelerinden , yazdıklarından dolayı yargılanmamalıdır.

20-Halkların biri birileri üzerinde egemenlik ve dere beylik kurma düşleri bitmeli,

Türkçülük adı altında belli zümrelerin Aleviler-Zazalar ve Kürtler üzerinde kurdukları ekonomik, kültürel ve siyasi egemenlik uygulamasının ülkeyi bölünmenin eşiğine getirdiği gerçeğiyle, halklardan her hangi bir kesimin diğerleri üzerinde egemenlik kurma arzusu veya düşü olmamalı,bu tür talepler reddedilmelidir.Türk ırkçılarının”Türkiye Türklerindir” söylemine paralel olarak “Doğu ve Güneydoğu Anadolu da Kürtlerindir” gibi dayatmalarla  ülkenin parçalanması durumunda, gelecekte de;Ağrı Kürtlerin ,Dersim Alevilerin, Mardin Süryanilerin , Bingöl Zazaların ve Siirt Araplarındır, gibi talep ve çatışmalar gelişir, ardından Anadolu ve Mezopotamya ABD ve AB gibi küresel güçlerin eline geçer ve geçmişte bölgeyi katliam kültürüyle yöneten, uygarlıklarını karartan Asur’a benzer yeni bir siyasi yapının doğmasına  neden olunur. Barış veya çözüm süreci adı altında Türkiye halklarından her hangi birini diğerlerinin egemenliği altına sokacak, kimliklerini örtecek yeni tasarım ve uygulamalara kapı açılmamalıdır. Aleviler, Kürtler, Zazalar, Türkmenler ve Türkler ortak ana vatan üzerinde kendi kimlikleri, dilleri ve inançlarıyla özgürce yaşamalı, eşit vatandaşlık hakları anayasa ve kanun güvencesine alınmalıdır. Tam bağımsızlık, özgürlük ve demokrasi sadece Türkler ve Kürtler gibi belli kesimlerin değil, Anadolu-Mezopotamya halklarının tamamının ortak beklentisidir. Bu topraklar üzerinde  sadece belli bir kesimin “kaderini tayin etme hakkı” için değil, tüm otokton halkların  kaderini değiştirecek ortak bir demokrasi, özgürlük  ve eşit insan hakları mücadelesinin verilmesi gerekir.

21-Halklar kendi vekilleriyle temsil edilmeli,ülke halkımızın ortak iradesiyle yönetilmeli;

Türkiye halklarının ülke birliği ve bütünlüğü temelinde ortak yaşam koşullarının oluşturulması amacıyla belirlenecek bir geçiş sürecinde ülke parlamentosu halkların kendi iradeleriyle kendi bünyelerinden seçecekleri vekillerden oluşturulabilir veya halkları  temsil eden ortak bir “Türkiye Halk Meclisi ” ile  onun üzerinde ortak bir senato kurulabilir. Bu yolla parti ağ alığına , ayrımcılığa ,imtiyaza ve ırkçı temayüllere son verilmiş olur, ülkenin yönetim ve denetimi halkın iradesine girer ve siyasi bataklıklar da kurutulmuş olur.Milletvekilliği ancak parası olanların sahip olabildiği bir hak   olmaktan çıkarılmalı, seçime girecek her birey kamusal kaynaklarla kendisini ifade ederek seçilebilme olanağına  sahip olmalıdır.

Yukarıda kısaca örneklenen olmazsa olmazlar dikkate alınmadığı takdirde ; kadimden ortak ana yurdumuzda özgürlük,uygarlık, eşitlik, birlik ve kardeşlik hukuku ile tam bağımsızlık yaşanmayacak,  beklenen uygarlık güneşi de doğmayacaktır.

SONUÇ: Türkiye halkının yurdun dört bir bucağında“ortak ana vatan, evrensel kültür, eşit yurttaşlık, ortak egemenlik hakları ve ortak yönetim”temelinde birlikte yaşamı ile ülke kaynaklarından eşitçe yararlanma haklarını güvenceye alan ortak toplumsal sözleşme (Anayasa), tarihi gerçekleri haz eden çoğulcu kültürel bellek ile kültürel ve siyasi kurumlaşma ve onu hayata geçirecek siyasi irade oluşmadıkça da sorun çözülmeyecek, beklenen barış da gelmeyecektir.

29 EKİM 2015 -ANKARA


Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir