ALEVİLİKTE MUHAMMED’İN MİRACI VE KIRKLAR MAKAMINDAKİ SORGUSU

MUHAMMED’’in MİRACI  VE KIRKLAR MAKAMINDAKİ SORGUSU

Kemal SOYER-Y.Mimar (Telif Hakları tarafıma aittir.İzinsiz alıntı yapılamaz, kullanılamaz)

Alevi Ayin-i Cemleri ile çeşitli muhabbetlerde  Alevi Dedeleri ve yaşlı bilgeler  tarafından  değişik içeriklerde aktarılan rivayetlere göre :

Muhammed peygamberlik nidasını aldıktan sonra yetki alametleri olan asa,hırka,taht ve taç muradı almak üzere Allah’ın huzuruna arşa çıkar.Yanında sadece Cebrail vardır.

Allahın Makamına yaklaştıkları sırada karşısına kükreyen bir aslan çıkar.Muhammet korkup Cebrailin ardına kaçar.O anda aklına Ali gelir,ahh şimdi burada olaydı diye iç geçirdikten sonra, “Ya Cebrail Allaha sor bakalım neden hem bizi makamına çağırır,hemde şir’ini üstümüze salar” der.

O esnada gaipten bir nida gelir, “Ey Muhammed var Ali’nin hatemini getirip  aslana ver ,o sakin olup sana yol verir ” der.

Muhammed amcası oğlu Ali’ye gidip hatemini alarak geri döner ve kükreyerek kendisine saldırmaya hazırlanan aslanın ağzına atar.Aslan bir koyun kadar uysallaşır.

Bu aslanı geçen Muhammed açılan kapıdan geçerek Allahın huzuruna varır.Bir de bakar ki, tahtta oturan amcasının oğlu Ali ve aslanın ağzına attığı hatem de parmağında duruyor.Önce aklı başından gider,şaşırır ,sonra toparlanıp sorar “Anandan doğduğunu görmesem Allahsın diyeceğim ama,burada ne arıyorsun” der.Ali onu teselli eder ve işte Ali’nin varlık sırrına nail oldun der.Sonra ona peygamberlik hatemi ve diğer yetki alametleri olan  asa,taht,hırka ve taç verdikten sonra  yola koyar ve kendisine “yol üzerinde Kırklara uğra” der.Cebraille birlikte yol üzerinde  dört kapılı bir sarayın önüne gelirler.İçeriden sesler gelmektedir.Muhammed  meraklanır ve kapılardan birine vurur. İçeriden “Kim o?” derler. Muhammed “Ben yeryüzündeki Allah’ın vekili   Muhammed”im der.

İçerdekiler onu şöyle cevaplarlar: “Biz öyle birini hiç duymadık ,bizim peygambere ihtiyacımız yok”. Muhammed büyük bir üzüntüyle  geri döner  Cebraile sorar “ Allah katından yetkiyle  geliyoruz, bizi neden içeri almazlar”.Cebrail aldığı nidayla kendisine “kapıyı tekrar vur ”der. Muhammet kapıyı tekrar vurur,içeriden gelen ses “kimsin ?”diye sorar bu kez “Ben Müslümanların peygamberi Muhammed” der.

İçerdeki ses, “Senin peygamberliğin bize değil, kendi  ümmetine geçer” der.İyice daralan Muhammet geri dönünce yeni bir nida daha gelir ve ona kapıya varıp tekrar sorulduğunda fukaraların hizmetkarıyım anlamına gelen “hadim-ül fukarayım “demesi istenir.Bu kezkapı açılır ve Muhammed içeri girer. İçerde Ali dahil halka düzeninde yüz yüze  sohbet eden 39 kişi vardır.Muhammet,Ali’nin burada oluşuna şaşırır ve açılan her kapının ardında Ali var diye de iç geçirir.

Muhammed sorar, “Siz kimsiniz ?” Onu  cevaplarlar, “Biz kırk kişiyiz ,kırkımız da biriz.” Sayar, otuz dokuz kişi çıkar…

“Ya kırkıncı kişiniz nerede?”

“Her gün biri bize lokma toplamaya gider, Salman-i Farsi’nin sırası bugün. Biz seni o sandık” derler.

Muhammed, “Yani şimdi siz kırk kişi ve  kırkınız da bir misiniz?”

“Evet” derler.

“Birinizin bir yeri acıyınca hepinizinki  de acır mı  ?”

“Evet” derler.

“Birinizin bir yeri kanasa, sizinki de kanar mı?”

“Kanar” derler.

“Şimdi ben birinizin bileğini kessem, hepinizin bileği kanar mı?”

“Evet” derler. Böyle bir şeyin mümkün olmayacağını düşünür ve bunu denemek ister. Ali onun ne düşündüğünü anlar ve bileğini keser,Muhammet bakar ki ,kırkının bileği kanar, Ali bileğini sarar hepsinin kanı kesilir.

Bunun üzerine Muhammed, “Ben Allah’ın resulü sanırdım kendimi, İnsanlara hakkaniyeti göstermeye çalıştım ama böyle bir şey görmedim. Madem sizde bu birlik var; hepiniz bir, biriniz hepinizsiniz. Beni de içinize alın?”

Bunun üzerine, ona şunu derler:

“Aramıza katılabilmen için, bir şartımız var.”

“Nedir o?”

“Hakkaniyet göstermen lazım” derler.

Muhammed, “Bunu nasıl gösterebilirim ki?”

Bir tasın içinde tek bir üzüm tanesi uzatırlar kendisine şöyle derler:

“Kırklara  katılmak istiyorsan, bu üzüm tanesini kırk eşit parçaya bölüp aramızda pay etmen lazım. Eğer onu kırk parçaya böler ve eşit bir şekilde pay edersen, sen de kırklara karışırsın.”

Muhammet bir kase içinde verilen  üzüm tanesini kırka bölemez ve Kırklar “sen var kendi ümmetine Peygamberlik yap” diyerek ona dış kapıyı göterince, Cebrail yetişir ve tembihte bulunur:
“Ey Muhammed, üzümü ez ,suda şerbet eyleyip Kırklara içir.Böylece insan hakları konusunda hak ve hakikatı göstermiş olursun der.Mirac , Peygamber olarak ortaya çıkan Muhammedin Kırklar Divanı’nda sorgulanması, yani Alevi deyişiyle Dar’a çekilmesi anlatısı burada noktalanır.

YORUMLAMA:

Semavi ad edinen sonradan doğmalar evrenin kendisinden soyut bir varlık tarafından yaratıldığını , dünya yönetiminin Tanrı ,Tanrı vekili –Vekili Vükela ve kul temelli bir dizge içinde düzenlendiğini iddia ederler.Buna karşın Alevilik “Aynı vardan varoluşu” kavratan “Varlığın Birliği” öğretisini savunur.Bu öğretide buyurgan Tanrı, Peygamber ve kul dizgesi yoktur.Cümle cihan  ve bağrındaki varlık alemi aynı asıldan var olmuştur. Kainat Ezeli ve Ahiri varlıktır .Ona Ezel-Ahir Ali denilmiştir.Bağrındaki varlık alemiyle evren Ayin-i Cem halinde Allah-Ül Alem de denilen tanrısal bir vücuttur.Bu vücudun parçaları Hakk ile Hakk’tır.İnsan haklarında ayrıcalık yoktur.Tanrı tarafından özel olarak yetkilendirilmiş peygamberlik gibi bir makam yoktur. Evren ve Dünyevi yaşam, varlık alemini eşitlik ve adalet içinde temsil eden “Kırklar Meclisi”yle yönetilmektedir. Kırkların Birliği -Varlığın Birliğini ifade eder.Dünyevi varlık alemine eşit yaşam hakkı veren ateş, hava, su ve toprak temelli “Kırklar Meclisi” Hititlerde  Pankuş Denilen Bilgeler Kurulu ve “Helippi” denilen “Halife Kral” statüsüyle ,Osmanlı Dönemi Hacı Bektaş Dergahında ise Halife Dedebaba ve 12 Post hizmetiyle temsil edilmiştir. Sümerlerce ENGÜR adıyla Tanrı- Irmaklar denilen Fırat -Dicle arası topraklar “Kİ.ENGURRA “ adıyla anılmış,Sümer tanrıları Dicle-Fırat Nehirlerinin başında ellerinde dem tutan Serçeşme Tanrılar olarak tanımlanmış, iki ırmağın birleştiği Eridu Şehrinde Su Toprak ve Bilgelik Tanrısı Hızır Kal Enki’nin Makamı olarak kurulan E’.ENGURRA tapınağı ise 40 Makam rütbesiyle KIRKLAR MAKAMI olarak anılmıştır.

Anadolu’nun tabii parçası olarak Kİ.ENGURRA adıyla tanımlanan Mezopotamya toprakları dünyanın en eski uygarlıklarına sahip Dünyevi Cennet  olup,binlerce yıldan beri çöl kavimlerinin işgaline tabi tutulmuştur.Çöl kavimleri Cennetin işgalini ilk kez Tevratta yer verilen “Tanrının kendilerine vaat ettiği kutsal topraklar” kurgusuyla gündeme getirmişlerdir. Bu vaatler güya peygamberleri aracılığıyla dikte ettirilen dini kitaplarıyla “Tanrı emri” olarak bildirilmiştir. Sümerlerden beri Cennetin kadim sahipleri olan Aleviler ise, bu tür siyasi tasarımları Akadların Sümer topraklarını işgal ettiği süreçlerden beri bilmektedirler. Bu nedenle yukarıda özetle sunulan Anadolu Aleviliğine ait “Kırkların Birliği” veya “Varlığın Birliği” mitosu, Sümer, Hatti, Hurri ve Hititlerce uygulanan evrenin varoluşsal yaşam düzenine uyarlanmış toplumsal yaşam biçimini yok edip Cenneti işgale yönelen Siyasal İslamı ve ona öncülük eden Peygamberini adeta Dar’a çekip irdeleyen kadim bir öğretidir.Aleviler 1400 yıl öncesinden günümüze Anadoluyu işgal edip uygarlıklarını karartarak kendilerine ölüm,zulüm, sürgün ve fukaralık yaşatmış olan Siyasal İslamcı topluluklar ile diğer doğma dinleri yayanlara karşı kendi kültürel ve tarihi varlıklarını bu tür evreni öğretileriyle savunmuş, Anadolu Uygarlıklarından kaynaklı tarihsel bilinçleriyle Evren Ali’nin Ezel-Ahir varlığı ile Anadolu topraklarında Göbeklitepe’ den günümüze arkeolojik kanıtlarıyla bilinen tarihi ve kültürel varlıklarını inkar ettirmeden güncel beşeri hafızaya taşımıştır.

Alevi Ayin-i Cemlerinde Post Dedelerinin değişik versiyonlarla anlattıkları “Kırklar Meclisi Mitosu” gerçekte Semavi ad edinen dinleri, Araplara devlet dini olan Siyasal İslamı ve dini temelde devlet kurma amacıyla da ortaya çıkan Peygamberini Anadolu Aleviliğinin tarihi gelenekleri ve Evreni Öğretileriyle Dar’a çekip sorgulayan kadim bir mitostur.

Peygamber,vahiy, miraç,Tanrı Makamı,makamın önündeki aslan,Tanrı Makamındaki Ali, Ali’nin yönettiği “Kırklar Meclisi”bir bütün olarak Göbeklitepe’den Sümerlere,Hatti ,Hurri ve Hititlerden Günümüze uzanan Anadolu Aleviliğine ait anıt ve yazıtlarla varlığı kanıtlanmış kadim motifleri içermektedir.Mitosta Peygamberlik alametleri olarak belirtilen hatem, asa,hırka taht ile taç gibi unsurlar gerçekte evrensel ölçekte tanrısal, ülke ölçeğinde ise peygamberliğin değil, krallığının sembolleridir.Zira Mısır ve Arap halklarına ait “Tanrı Kral” statüsü hariç ,Anadolu kralları tanrının yeryüzündeki  halifeleri veya elçileri olarak görev yapmışlardır.Şimdi bunları tarihi veriler eşliğinde özetle  ortaya koyalım.

1-MİRAÇ, Sümer ve Hitit tapınakları, anıtsal eserler ve silindir mühür sahneleri arasında sıkça görülen tanrı-kral karşılaşmalarından kaynaklı kadim bir motiftir .Motifin Anadolu Uygarlıklarındaki özü, tanrı olgusunun bin bir donda varlığa dönüşen evren,doğa, gök, fırtına ,ateş, hava, su, toprak, bilgelik ve bereket tanrısı gibi  bilinebilen tüm nitelik ve sıfatlarla tanımlanarak ortaya konulması, yaşamı var edici ve sürdürücü işlevlerinin  şükür  yakarı ,dini bayram ve kurban sunumlarıyla kutsanması, kralların yönetim eylemleriyle tanrıya ve topluma hesap verme zorunluluğunun açıkça ortaya konulmasıdır.Buna karşın Sami ad edinen topluluklardaki özü ise Krallık yetkisiyle Krali kanunların topluma tanrı emri olarak benimsetilmesi, gerektiğinde zorla kabul ettirilmesidir. Babil Kralı Hamurabi’nin meşhur kara obeliskine yazdırdığı kanunların ilk cümlesi “Bana bu kanunları Güneş Tanrısı Şamaş (Şems) yazdırdı” şeklinde olup vahiy geleneğinin ilk örnekleri arasındadır.

Hamurabi Kanunları-Kral ve tahtta oturan Güneş Tanrısı Şamaş -Şems

Sümerlerde ilk insan ADAPA’nın Tanrı Enki’nin tembihleriyle göğe yükselerek Tanrı AN’ın huzuruna çıkması ,Sümer Kralı Gudea’nın elçi Ningişzida aracılığıyla Tanrı Enki’nin huzuruna çıkarılması, Hitit krallarının Malatya Aslantepe ve Ereğli İvriz anıtlarıyla ayrıntıda ortaya konulan tanrıyla buluşmaları  önemli örnekler arasındadır.

  Burak ,Cebrail ,Gudea ,Ningişzida  ve Tanrı ENKİ

 

 Tanrı Teşup (Teşu Baba) ve Malatya Kralı Sumeli

 

Geç Hitit Dönemi İvriz Anıtı-Boğa başlı Tanrı Tarhunda ve Kral Varpalavas .Yensiz,yakasız hırkası,koç başlı eteği,  elinde ve belinde üzüm salkımları  ve ayağının altından çıkan Konduru Buğdayıyla Kırklar Makamındaki Tanrı ve ona bend olmuş Kralla  betimlenmiş kadim bir Miraç Sahnesi

Aleviliğin: “Miraçtaki Muhammet ,O bizim Padişahımız” dizeleri Hitit krallarının Miracına vurgu yapmaktadır.

Ayrıca ;

“Bugün bize pir geldi

Gülleri teze geldi

Önü sıra Kamberi

Ali El Mürteza Geldi” dörtlüğü Hitit-Hurri Tanrısı Teşu Baba’yı(Bektaşi Baba) tanımlamaktadır.Bu dörtlükteki Kamber (Kamer) tanrının önü sıra koşan boğadır.

Hattuşa Yazılıkaya Sağ elinde asası, önünde boğa donlu Kamber, sol elinin üstünde gül imgeli ad kartuşuyla Tanrı Teşu Baba.

Peygamberi miraca taşıyan BURAK , Geç Hitit ,Sümer ve Asur anıtlarında sıkça görülen Kanatlı Aslan , Kanatlı Boğa ve kartal gibi taşıyıcılarla aynı temelden uyarlanmıştır.

Geç Hitit Dönemi Başında boğa boynuzlu başlık takan tanrı, kuyruğu kartal biçimli kanatlı aslan ( BURAK-Parakku)

Geç Hitit Dönemi Tanrı Başlı Kanatlı aslandan Burak uyarlaması .Dikkat edilirse Hitit aslanı tanrı başlı-Burak İnsan Başlı, Aslanın kuyruğu kartal, Burağınki Güneş Sembollü Tavus Kuşu (Melek-i Taus) ,Atın kanatları da var.

2 -ASA ,HALKA ve HATEM :Kozmik temelde varoluş sembolü olarak halka evreni, gök cisimlerini ve evrenin varoluşsal döngüsünü sembolize eder.Halka kavramının özü “Halık Tanrı” ve evreni varlık alemini kapsayan “Halk”tır. Halık, Halk, Hulk ve Hulki kavramları aynı asıldandır.

Asa; evreni yöneten Hakkı-Tanrıyı, Tanrı Yolunu  ve Adaleti temsil eder.

Asa kavramı Zazaca dikimlik fidan “AJE” ile  Zazaca ve Hititçe ağaç kavramı DARE-TARU kökenlidir.Binbir varlık donunda yeşeren Asa ,üst ülçekte hayat ağacı formunda evreni, TARU  adıyla da Yeşil Donlu Fırtına Tanrısını temsil eder.Hitit Tanrısı Teşup (Teşu Baba-Bektaşi Baba) ile  Sümer Tanrısı Enki ellerinde Erkan Değneği ve Tarık-ı Evliya  da dediğimiz evreni asalar taşırlar.Tarık kavramı da TARU kökenlidir.

HATEM  kelimesi kutsal mühür, yüzük üstünde mühür, yolu aydınlatan meş’ale anlamında olup , Hatem-i Evliya ve Hatem-i Enbiya gibi kavramlarla anılmaktadır. Zazaca yüzük kavramı “İştane” olup ,Hattice ESTAN, Hititçe İSTANU denilen Güneş Tanrısını temsil eder.Bu temelde İSTANE adıyla yüzük kanatlı güneş temelli evreni meş’aleyi temsil eder.Hitit Güneş Tanrısı ,Sümerlerin Bilgelik Tanrısı Enki ve  bu tanrılardan uyarlanan İran Akıl ve Hikmet Tanrısı Ahura Mazda  kanatlı güneş ve altın yüzüklerle temsil edilmişlerdir. Aslan sarı rengi,gücü ve başının ardında dönen yelesiyle güneşi temsil ediyor.

Hattuşa Yazılıkaya Güneş Tanrısı

Ahura Mazda-Elinde halka – Güneş yüzük (İSTANU)

 

3- TAC : Sümer, Hatti,Hitit ve Hurri tanrılarının tamamı başlarında rütbelerine göre çeşitli sayılarda  boğa boynuzlarıyla süslü taçlar taşırlar.TAÇ kavramı Zazaca Güneş “TİJİ” ,Sümerce Güneş ”UTU Si” kökenlidir. Dünya ile krallığın tacı Güneştir. Güneşi temsilen taç takan Hitit Kralları “Güneş Majeste” anlamında “UTUSİMİ” lakabıyla anılmışlardır. Arinna’nın Güneş Tanrıçası Hepat adına ülkelerini yöneten Hatti Ülkesinin kralları halklarını aydınlatan birer meş’ale işlevi görmüşlerdir.

Bektaşi Tarzı 12 Dilimli Güneş Taç ile mengüş takan Hitit Tanrıları

4-HIRKA :Üst ölçekte Dünyamızı saran gök  kubbe ve Güneş, yer ölçekte Dünyanın örtüsünü ifade eder.Yeni-kolları ,yakası yoktur.Hitit Tanrıları etek ucunda  koç veya boğa boynuzu , üzerinde asma dalları ve üzüm salkınları bulunan yensiz ve yakasız birer hırka taşımışlardır.Bu formuyla alevi Kültüründe “Ateşten Gömlek” ve “Yensiz Yakasız Hırka” olarak yer almıştır.

5-TAHT :Üst ölçekte Tanrı Makamını, dünya ve ülke ölçeğinde Kraliyet Makamını temsil eder. Sümerce “Parakku” büyük taht,”E.KUR” Dağ Tapınak, “E.ANNA” Gök tapınak, Hititçe E.Karimmni Tanrı Evi, Hurrice “Kuntara” Tanrı Makamı (Hakkın Kantarı) anlamındadır.Abdal Musa’nın Hititçe “Ali” denilen Yaralı Geyik donunda hikaye edildiği Antalya  Tahtalı Dağı ( gerçekte Taht-ı Ali) , Geyikli Baba’ya konu edilen Uludağ(Ali Dağı), Kaz Dağı (Hititçe Hazzi Dağı), Hatay Kel Dağı (Hazzi Dağı),Elazığ Hazar Baba(Hızır Dağı), Erzurum Dumlu Baba(Dımıli Baba), Ağrı Ali Dağı ,Dersim Düzgün Baba,Varto Goşkar Baba ve Hazır Baba gibi ulu dağlar tarih boyunca tanrı ve tanrıçalara adanmış makam  işlevi görmüştür. Hititçe dağ, KU , KUBABA ve Papan (Baba),Zazaca dağ KO, Kurmanci ise ÇİA’dır.

Mekansal Kurgu ve kozmik ögeler;

6-KAPI ASLANI VE ASLANLI TAHT

Hitit kraliyet Tahtı Çatalhöyük Tanrıçasının üzerinde oturduğu çift aslanlı taht formunda olup, arkasındaki fonda sönmeyen evreni meş’ale olan kanatlı güneş motifi bulunmakta idi.

Hattuşa Aslanlı Kent Kapısı

Bir örneği Hatay Müzesinde yer alan Geç Hitit Dönemi Tapınağı giriş kapısında, Hitit Başkenti Hattuşa Kent Kapılarında, Yazılıkaya Açık Hava Tapınağında Tanrı Makamını ,tapınağı ve kenti koruyan ağzı açık aslan heykelleri ,rölyef ve sfenksler yer almıştır. Aslan sarı rengi, gücü ve başının ardında dönen yelesiyle güneşi temsil eder.Safevi ve Avşar Devleti (Ab-Şer, Serçeşme Aslan) ile Lolanlı Kacar Şahları Dönemi İran Bayrağında güneş-aslan motifi birlikte yer almıştır.

 

 

Hatay Müzesi -Geç Hitit Dönemi Aslanlı Tapınak Kapısı

 

İran Alevi Bayrağı -Aslan Güneş ve Kılıç


Avşar Bayrağı El (Ali)iaslan ve Güneş

Hitit Tanrı makamlarına gelenler kapılarda koruyucu aslanlarla karşılaşırlardı. Muhammed’e mal edilen “Ben İlim şehriyim ,Ali onun kapısıdır” sözü ,gerçekte birer bilim şehri olan Hitit Kentleriyle, Kanatlı Güneş ve aslanlarla bezeli kapılarını kavratmaktadır. Sivas yakınlarındaki SARİSSA kentinde olduğu gibi bazı Hitit Kent ve Tapınakları dört kapılı Kırklar Makamı formundadır.

Dört Kapılı Kırklar Makamlı Hitit Şehri Sarişşa (Sarişşs adının günümüzde yaşayan formu: Sarız, Saraç, Sarıce )

Sümer Krallarının Gök Tanrısı Enlil’in E.KUR adlı Tapınağında ,Hatti Ülkesi Krallarının ise Hattuşa Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı’nda taç taktıkları bilinmektedir. Yabancı ülke temsilcileri Hitit krallarına gelirken aslanlı kent kapılarında sorgulanarak içeriye alınmış, vassal krallık verilenlere  Hatti Ülkesinin evrensel  kanunları ve Alevi Yaşam biçimi öğretildikten sonra kendilerine Asa, hırka  taç ve taht alametleriyle yetki verilmiştir. Azzi Hayasa’dan (Gümüşhane civarı) Hattuşa’ya vassal Kral olma arzusuyla gelen Prens Hukkana’ya Hitit Kralı Suppiluluuma şu tenbihlerde  bulunur “Ben Güneş, sana eş olarak verdiğim kız kardeşimin çeşitli derecelerde kız kardeşleri vardır.Artık onlar da senin kardeşin oldular. Hatti Ülkesinde önemli bir ilke vardır.Erkek kardeş kız kardeşi  yada onların kız çocuklarıyla cinsel ilişkide bulunamaz.Bulunursa öldürülür.Ancak senin ülkende erkeklerin kendi kız kardeşleri ve kuzenleriyle sevişmek gibi kötü adetleri vardır.Bu Hattuşa’da yasaktır”.

SONUÇ: Kırklar Meclisi Mitosu Ülkesine kral olma arzusuyla ortaya çıkanların  tanrı  huzurunda kutsanarak yetkilendirilmesi ,sözlerinin ,buyruklarının halk tarafından tanrı kelamı olarak benimsenmesi amacıyla Anadolu krallarının  uyguladıkları gelenek ve yöntemler kapsamında Siyasal İslamı ve elçisini sorgulamaktadır ”Sen bize değil var ümmetine Peygamber ol” sözü Çöl kavimleri ve elçileri olan kralların cennet olarak bilinen Anadolu’yu işgal amaçlarına gönderme yapmaktadır. Mitosun mekansal kurgusu  ile kültürel öğretisi Anadolu’nun Hatti,Hitit ve Hurri gelenekleri kapsamındadır.

 

 

 

Comments
  1. Ali Ataseven
    • Kemal Soyer

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir